Alanya İcra Avukatı ve İcra-İflas Hukuku

İcra hukuku, karşılığı ödenmeyen bir alacağın devlet gücü kullanılarak tahsil edilmesini düzenler. Alacaklının kendi eliyle alacağını almasının yasak olması nedeniyle, borçlunun malvarlığına yönelik her işlem kanunda gösterilen usule ve sıraya bağlanmıştır.

Takibin hangi yolla başlatıldığı sonucu doğrudan etkiler. Elinde mahkeme kararı bulunan alacaklı ile yalnızca bir fatura ya da sözleşmeye dayanan alacaklının izleyeceği yol, borçlunun itiraz imkânları ve itirazın takibi durdurup durdurmayacağı birbirinden farklıdır. Çek, bono ve poliçe gibi kambiyo senetleri ise kendilerine özgü bir takip yoluna tabidir.

İcra hukuku baştan sona kısa ve çoğu hak düşürücü nitelikte sürelerden oluşur. Aynı olayda hangi sürenin işlediği, takibin hangi yolla başlatıldığına göre değişir: genel haciz yolunda ödeme emrine itiraz süresi yedi gün ve itiraz icra dairesine yapılırken, kambiyo senetlerine mahsus takipte süre beş gündür ve itiraz doğrudan icra mahkemesine yapılır. Bu nedenle ilk belirlenmesi gereken, eldeki evrakın ödeme emri mi icra emri mi olduğu ve tebliğ tarihidir.

Alanya'da avukatlık bürosunda hukuki danışmanlık görüşmesi

Temel çalışma alanları

İcra ve İflas Hukukunda Başlıca Uyuşmazlıklar

İcra takibi tek bir işlem değil, birbirine bağlı bir işlemler zinciridir. Takibin kesinleşmesi, haczin uygulanması, malın satışa çıkarılması ve paranın paylaştırılması ayrı aşamalardır; her aşamada farklı itiraz ve şikâyet yolları ile farklı süreler işler.

01

Alacağın Takibi ve Yetkili İcra Dairesi

Para ve teminat alacakları için icra takibi, kural olarak borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesinde başlatılır. İcra ve İflas Kanunu buna ek olarak, takibe esas olan sözleşmenin yapıldığı yer icra dairesini de yetkili kılmıştır. Bunun yanında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki kuralları kıyasen uygulandığından, sözleşmeden doğan alacaklar bakımından sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesinde de takip yapılabilir. Sözleşmenin yapıldığı yer ile ifa yerinin farklı olduğu hâllerde alacaklının önünde birden fazla seçenek bulunur.

Taraflar arasında yetki sözleşmesi bulunması hâlinde bu sözleşmenin geçerliliği ayrıca değerlendirilir. Kanun yetki sözleşmesi yapma imkânını yalnızca tacirlerin veya kamu tüzel kişilerinin kendi aralarındaki uyuşmazlıklara tanımıştır; bu nedenle matbu kredi, abonelik veya benzeri sözleşmelerde yer alan yetki şartları tüketiciye karşı hüküm doğurmaz. İş uyuşmazlıklarında yetki sözleşmesi kanunda açıkça geçersiz sayılmıştır. Tüketici uyuşmazlıklarında ise tüketicinin kendi yerleşim yerindeki mercie başvurma imkânı ayrıca korunmuştur.

İcra dairesinin yetkisine ilişkin itiraz, esasa ilişkin itirazla birlikte ve süresinde ileri sürülmelidir; icra mahkemesi yetki itirazını diğer itirazlardan önce ve kesin olarak karara bağlar. Süresinde itiraz edilmezse yetki kesinleşir ve yetkisiz icra dairesinde başlatılan takip geçerliliğini korur. Kambiyo senetlerine mahsus takipte yetki itirazı da borca itirazla birlikte, beş gün içinde doğrudan icra mahkemesine yapılır.

Alacağın dayandığı belge, takip yolunun seçimini doğrudan belirler. Mahkeme kararı veya kanunun ilam niteliğinde saydığı bir belge varsa ilamlı takip, çek, bono veya poliçe varsa kambiyo senetlerine mahsus takip, ipotek veya taşınır rehni varsa rehnin paraya çevrilmesi yolu gündeme gelir. Bunların hiçbiri yoksa genel haciz yolu izlenir.

Takip muamelelerinin ne zaman yapılabileceği de kanunla sınırlanmıştır. Güneşin batmasından bir saat sonra ile doğmasından bir saat önceye kadarki devrede (gece vakti) ve tatil günlerinde takip muamelesi yapılamaz; ancak tatil günlerinde haciz ve tebligat yapılabileceği gibi muhafaza tedbirleri de alınabilir, gece iş görülen yerlerde gece vakti hasılat haczi mümkündür ve borçlunun mal kaçırdığı anlaşılırsa gece vakti dahi haciz yapılabilir. Kanun ayrıca takibin geçici olarak durduğu (talik) hâlleri saymıştır: borçlunun eşi ile kan veya sıhriyet itibarıyla usul veya füruundan birinin ölümü hâlinde takip, ölüm günüyle beraber üç gün için talik olunur; terekenin borçlarından dolayı da ölüm günüyle beraber üç gün içinde takip geri bırakılır ve mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse Türk Medeni Kanunu'ndaki süreler geçinceye kadar takip geri kalır. Konkordato için mühlet verilmiş yahut kanunda gösterilen bir sebeple icra talik edilmişse o borçluya karşı takip muamelesi yapılamaz.

02

Haciz ve Muhafaza

Takibin kesinleşmesinden sonra alacaklının talebiyle borçlunun malvarlığına haciz uygulanır; icra dairesi talep tarihinden itibaren en geç üç gün içinde haczi yapar. Haciz, alacak ve takip giderlerini karşılayacak miktarda uygulanır ve kanun bu miktarı aşacak şekilde haciz yapılmasını açıkça yasaklamıştır. Haciz borçlunun taşınır ve taşınmaz malları, üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları ile banka hesapları üzerinde kurulabilir; taşınmazlarda haciz tapu siciline şerh edilir.

Kanun, borçlunun ve ailesinin geçimi ile mesleki faaliyetini sürdürebilmesi için gerekli olan bazı mal ve hakları haciz dışında tutmuştur. Borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ve ailenin ortak kullanımına hizmet eden ev eşyasının tamamı, kıymetli şeyler dışında kalmak üzere haczedilemez. Ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun bu faaliyeti için vazgeçilmez olan mesleki eşyaları, ailenin iki aylık geçimi için gerekli yiyecek ve yakacak, öğrenci bursları ve borçlunun haline münasip evi de kanunda sayılan hâller arasındadır. Bu korumanın kanuni bir sınırı vardır ve sayfada sıkça atlanır: mesleki eşya, çiftçinin geçimi için zaruri araç ve hayvanlar, bağ-bahçe aletleri ve haline münasip ev bakımından istisna, borcun bu eşya bedelinden doğmaması hâline özgüdür; borç o malın bedelinden doğmuşsa koruma işlemez. Aile bireylerine ait kişisel eşya ile ortak kullanıma hizmet eden ev eşyası ise 2023 yılında yapılan değişiklikle bu sınırın dışında bırakılmıştır. Kanun ayrıca kıymeti fazla olan mallar için ayrı bir usul öngörmüştür: mesleki eşya, bağ-bahçe aletleri, çiftçinin araçları ve haline münasip ev bakımından malın kıymetinin fazla olması durumunda mal haczedilerek satılır ve bedelinden haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılır. Bu korumadan önceden feragat edilmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir. Haczin caiz olup olmadığını öncelikle icra müdürü değerlendirir; müdürün bu yöndeki işlemine karşı yedi gün içinde şikâyet yolu açıktır.

Ücret ve benzeri gelirlerde kanun kısmi haciz rejimi öngörmüştür. Ancak buradaki dörtte bir oranı borçluyu koruyan bir üst sınır değil, alacaklı lehine bir alt sınırdır: kanun, haczolunacak miktarın gelirin dörtte birinden az olamayacağını belirtir. Borçlunun ve ailesinin geçinmesi için icra müdürünce takdir edilen miktar bu sınırın altına indirilmez. Kanun burada nafaka alacakları için ayrı bir oran öngörmemiştir; nafaka alacaklarının tahsilinde dörtte birlik sınırın uygulanmadığı yönündeki uygulama kanun metninden değil yargı kararlarından doğmaktadır. Kanunun kendisi bir sıra kuralı getirmiştir: birden fazla haciz varsa bunlar sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Asgari ücret düzeyindeki gelirlerin korunmasına ilişkin uygulama ise kanun metninden değil yargı kararlarından doğmaktadır.

Borçlunun üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczi, haciz ihbarnamesi usulüyle yürür ve her aşamasının kendi süresi vardır. Birinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz edilmezse borç, üçüncü kişinin zimmetinde sayılır; ikinci ihbarnameye de aynı süre içinde itiraz edilmezse üçüncü ihbarname tebliğ edilir ve bundan sonra on beş gün içinde ya borç ödenir ya da menfi tespit davası açılır. Üçüncü kişi menfi tespit davasını süresinde açmışsa, dava açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde icra dairesine teslim ettiğinde, hakkında yürütülen cebrî icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur; bu süre içinde satış isteme süreleri işlemez. Kanun burada üçüncü kişiye bir belge ibrazıyla korunma değil, dava açma yükümlülüğü getirmiştir; bu davada üçüncü kişi, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmekle yükümlüdür ve dava maktu harç alınarak görülür. Menfi tespit davasını kaybeden üçüncü kişi, dava konusu şeyin değerinin yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Bankalarda haciz ihbarnamesi, tüm şubeleri kapsayacak şekilde bankanın merkezine tebliğ edilir.

Haczedilen malların muhafazası kanunda kademeli olarak düzenlenmiştir ve serbest bir tercih değildir. Para, kıymetli evrak, altın, gümüş ve diğer kıymetli şeyler icra dairesinde muhafaza edilir. Diğer taşınır malların muhafazası, giderleri peşinen alacaklıdan alınmak üzere lisanslı yediemin depolarında yapılır. Malın borçlunun yedinde bırakılması ancak alacaklının muvafakatiyle ve istenildiği zaman verilmek şartıyla geçici olarak mümkündür; üçüncü kişiye yediemin olarak bırakılması ise o kişinin kabulüne bağlıdır. Muhafaza altına alınmamış bir mal satılamaz. Sicile kayıtlı araçlarda muhafaza, kıymet takdiri ve satış talebinin birlikte yapılması ve bunların giderlerinin birlikte peşin yatırılması gerekir. İcra müdürünün muhafazaya ilişkin işlemine karşı şikâyet yolu açıktır.

03

Satış ve Paraya Çevirme

Haczedilen malın paraya çevrilmesi elektronik ortamda yapılır. Kanun, taşınır ve taşınmaz malların artırma yoluyla satışında elektronik satış portalını tek yol olarak öngörmüştür; fiziki artırma mahallinde satış usulü kaldırılmıştır. Bu usulün dışında kalan iki hâl, borçluya satış yetkisi verilerek malın rızaen satılması ve kanunda sayılan şartların varlığında pazarlıkla satıştır.

Portal üzerinden yürüyen süreç kendi süreleriyle işler. Satış ilanı, teklif verme süresinin başlamasından en az on beş gün önce yapılır ve teklif verme süresi yedi gündür. İhale, muhammen kıymetin yüzde ellisi üzerinden başlatılır; ancak ihalenin yapılabilmesi için artırma bedelinin, muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazlaysa o miktarı ve buna ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi şarttır; yani yüzde elli her hâlde yeterli bir teklif değildir. Teklifler arasındaki fark, satışa çıkarılan malın muhammen kıymetinin binde beşinden ve her hâlde bin Türk lirasından az olamaz. Artırma süresinin son on dakikası içinde yeni bir teklif verilirse artırma üç dakika uzatılır ve uzama süresi içinde gelen her yeni teklifle bu uzama tekrarlanır; uzama sürelerinin toplamı bir saati geçemez. Kanun ikinci artırmayı sonradan belirlenen bir işlem olarak düzenlemez: ikinci artırmanın başlangıç tarihi, birinci artırmanın bitimi tarihinden itibaren bir ayı geçmeyecek şekilde belirlenir ve her iki artırmanın gün ile saat aralığı baştan birlikte ilân edilir. İhale bedelinin yedi gün içinde nakden ödenmesi gerekir.

Ortaklığın giderilmesi amacıyla yapılan satışlarda, mirasçılar arasında yapılan birinci artırmada malın muhammen kıymetinin tamamının karşılanması aranır. İhale bedelini süresinde yatırmayan alıcı bakımından kanun ayrıca idari para cezası öngörmüştür.

Satış talebinin süresinde yapılması, haczin varlığını sürdürmesinin kanuni koşuludur. Haciz yoluyla takipte satış, hacizden itibaren bir yıl içinde istenmelidir. Rehnin paraya çevrilmesi yolunda süre, ödeme veya icra emrinin tebliğinden itibaren taşınır rehninde altı ay, ipotekte bir yıldır. Kanun bu noktada açık bir sonuç bağlamıştır: kıymet takdiri ve satış giderlerinin tamamı satış talebiyle birlikte peşin olarak yatırılmazsa satış talebi vaki olmamış sayılır; peşin yatırılan miktarın satış işlemleri sırasında yetersiz kaldığı anlaşılırsa icra müdürü tarafından on beş günlük süre verilir ve bu sürede eksik tamamlanmazsa talep yine vaki olmamış sayılır. Haciz yoluyla takipte süre içinde satış istenmezse veya talep geri alınıp süresi içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar; rehnin paraya çevrilmesi yolunda ise sonuç farklıdır ve kanun bu hâlde takibin düşeceğini öngörmüştür. Satış talebi yalnızca bir defa geri alınabilir. Buna karşılık bir yıllık süre içinde satışı istenip de artırma sonucu satışı gerçekleştirilemeyen mal hakkındaki satış isteme süresi, satış isteyen alacaklı bakımından bir yıl daha uzar; uzama satış istemeyen alacaklıya bir süre kazandırmaz. Haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklı, o mala ilişkin haciz ve muhafaza giderlerinden sorumlu tutulur.

Satıştan önce malın kıymeti takdir edilir. Kıymet takdiri raporunun tebliğinden itibaren yedi gün içinde şikâyet yoluna başvurulabilir; ayrıca şikâyet tarihinden itibaren yedi gün içinde gerekli masraf yatırılmazsa talep kesin olarak reddedilir. Bu süreler geçtikten sonra takdir edilen değer kesinleşir ve satış bu değer esas alınarak yapılır. Kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez; kanun bu kuralın istisnasını doğal afetler ve imar durumunda çok önemli değişiklikler meydana getiren benzer hâllerle sınırlamıştır.

Taşınmaz satışlarında satış ilanının ilgililere tebliği aranır. Ancak kanun bu kurala bir sınır koymuştur: tapu sicilinde ve adres kayıt sisteminde adresi bulunmayan ilgililer bakımından ayrıca adres tahkiki yapılmaz ve ilanın yapılması tebligat yerine geçer. Bu nedenle her tebligat eksikliği ihalenin feshi sebebi değildir. Taşınmaz üzerindeki ipotekli alacaklılar ve diğer ilgililer, haklarını satış ilanından itibaren on beş gün içinde bildirmezlerse, hakları tapu siciliyle sabit olmadıkça satış bedelinin paylaştırılmasından hariç kalırlar.

İhalenin feshi talebi, ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde ve kanunda gösterilen sebeplere dayanılarak yapılır. Fesih talebinde bulunabilecek kişiler kanunda sayılmıştır: yalnızca satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler, yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla bu talepte bulunabilir; 25 Aralık 2025'te yürürlüğe giren değişiklikle, bunların dışında kalan kişilerce yapılan fesih talebinin mahkemece dosya üzerinden ve kesin olarak reddedileceği açıkça düzenlenmiştir. Talebin reddi hâlinde kanun, ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezası öngörmüştür. Nispi harç ve teminat ise herkesten aranmaz: bunlar, satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerin talepleri bakımından öngörülmüştür; harcın yarısı talep sırasında peşin yatırılır ve talep kabul edilirse istem hâlinde iade edilir. Aynı değişiklikle, teminatın veya harcın hiç ya da eksik yatırılması hâlinde mahkemenin tebliğ edeceği muhtırada iki haftalık kesin süre içinde ikmal edilmesinin istenmesi, aksi hâlde talebin dosya üzerinden reddedilmesi kuralı getirilmiştir. Bu nedenle fesih talebinin dayanağının önceden değerlendirilmesi gerekir.

04

İhtiyati Haciz ve Geçici Hukuki Koruma

Kanun ihtiyati haczin şartlarını açıkça belirlemiştir: kural olarak rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun kendi elinde veya üçüncü kişide bulunan taşınır ve taşınmaz mallarını, alacaklarını ve diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borç için ihtiyati haciz ancak iki hâlde istenebilir: borçlunun muayyen bir yerleşim yeri bulunmaması ile borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanması yahut kaçması ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunması. Bu yolla ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kazanır. İhtiyati haciz, borçlunun malvarlığını elden çıkarmasını önlemeye yönelik geçici bir hukuki korumadır ve mahkeme kararıyla verilir.

Kararın süresi ikiden fazladır ve her biri ayrı ayrı hak kaybı doğurur. Alacaklı, karar tarihinden itibaren on gün içinde kararın infazını istemek zorundadır. Ayrıca ihtiyati haczin tatbikinden, borçlu hazır değilse tebliğinden itibaren yedi gün içinde ya takip talebinde bulunması ya da dava açması gerekir. Bundan sonrası sayfada sıkça atlanan noktadır: ihtiyati hacze dayanılarak başlatılan takipte borçlu ödeme emrine itiraz ederse itiraz alacaklıya tebliğ edilir ve alacaklı tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemek ya da mahkemede dava açmak zorundadır. Yani genel haciz yolunda alacaklıya tanınan altı aylık ve bir yıllık süreler, ihtiyati haciz bulunan dosyada işlemez. İcra mahkemesi itirazın kaldırılması talebini reddederse, kararın tefhim veya tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açılması gerekir. Alacak davası zaten görülmekteyken ihtiyati haciz konulmuşsa ya da alacaklı yukarıdaki süre içinde dava açmışsa, esas hakkındaki hükmün tebliğinden itibaren bir ay içinde takip talebinde bulunulması aranır. Bu sürelerden birinin geçirilmesi, davadan yahut takip talebinden vazgeçilmesi, takip talebinin kanuni sürelerin geçmesiyle düşmesi, dava dosyasının muameleden kaldırılıp bir ay içinde yenilenmemesi veya alacaklının davasında haksız çıkması hâlinde ihtiyati haciz hükümsüz kalır.

Alacaklının teminat göstermesi kuraldır. Kanun bunun iki istisnasını düzenlemiştir: alacak bir ilama dayanıyorsa teminat aranmaz, ilam mahiyetinde bir vesikaya dayanıyorsa teminat gerekip gerekmediğini mahkeme takdir eder.

Karara karşı borçlunun ve üçüncü kişilerin başvuru yolu da düzenlenmiştir. Kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati hacze karşı borçlu; haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı, huzuruyla yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi hâlde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye başvurarak itiraz edebilir. Menfaati ihlâl edilen üçüncü kişiler de ihtiyati haczi öğrendikleri tarihten itibaren yedi gün içinde, haczin dayandığı sebeplere veya teminata itiraz edebilir. Mahkeme yalnızca gösterilen sebeplerle sınırlı inceleme yapar; itirazı yerinde görürse kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. İtiraz üzerine verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir; bölge adliye mahkemesinin kararı kesindir ve istinaf başvurusu ihtiyati haciz kararının icrasını durdurmaz. Borçlu ayrıca para, mahkemece kabul edilecek rehin, hisse senedi veya tahvil depo etmek yahut taşınmaz rehni veya muteber bir banka kefaleti göstermek koşuluyla ihtiyati haczin kaldırılmasını isteyebilir. Karara karşı borçlunun itiraz yolu ile haksız ihtiyati hacizden doğan tazminat talebi ayrıca düzenlenmiştir.

Kambiyo senedine dayanan alacaklarda da ihtiyati haciz istenebilir; bu aşamada senedin kanunda öngörülen şekil şartlarını taşıyıp taşımadığı incelenir.

Adım adım süreç

İcra Takibi Nasıl İlerler?

01

Takip Talebi ve Ödeme Emri

Takip, alacaklının icra dairesine takip talebinde bulunmasıyla başlar. Talepte alacağın miktarı, dayanağı ve takip yolu gösterilir. Kanun faizi ayrı bir unsur olarak arar: faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün takip talebinde gösterilmesi zorunludur. Alacak yabancı para üzerinden doğmuşsa buna ek olarak hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin belirtilmesi gerekir. Borçlu bakımından bunun karşılığı şudur: itiraz yalnızca alacağın kendisine veya miktarına değil doğrudan faize de yönelebilir; faiz oranına, işlemeye başladığı güne veya istenen faiz türüne itiraz da süresinde ve usulüne uygun yapılmak zorundadır. Talep icra dairesine yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yapılabilir. Alacak bir belgeye dayanıyorsa, belgenin aslının veya alacaklı yahut temsilcisi tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine tevdii zorunludur. Takip masrafları borçluya aittir; ancak alacaklı, talep ettiği muamelenin masrafını ve borçlunun yapabileceği itirazın kendisine tebliğ masrafını avans olarak peşin öder ve bu masrafları ilk ödenen paradan alabilir. İcra dairesi, talebe uygun olarak borçluya ödeme emri veya icra emri gönderir.

Bu aşamada emrin borçluya usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği incelenir. Tebligat usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatap tebliğe muttali olmuşsa tebligat geçerli sayılır ve muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi tebliğ tarihi kabul edilir. Yani usulsüzlük süreleri sıfırlamaz, başlangıç anını değiştirir. Usulsüzlüğün ileri sürülmesi öğrenmeden itibaren yedi gün içinde şikâyet yoluyla olur; itiraz süresi bu nedenle kaçırılmışsa, öğrenmeden itibaren üç gün içinde gecikmiş itiraz yolu gündeme gelir. Süreler tebliğ tarihinden işlemeye başladığından, tebliğ tarihinin ve usulsüzlük hâlinde öğrenme anının tespiti süre hesabının başlangıcını belirler.

02

İtiraz, İtirazın Kaldırılması ve İptali

İtiraz süresi ve itirazın yapılacağı merci, takip yoluna göre değişir. Genel haciz yolunda borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itiraz eder ve süresinde yapılan itiraz takibi kendiliğinden durdurur. Kambiyo senetlerine mahsus takipte ise süre beş gündür ve itiraz doğrudan icra mahkemesine yapılır; ödeme süresi on gündür. Bu itiraz, satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz — yani satış durur, haciz ve diğer işlemler devam eder; takibin tümüyle durması için icra mahkemesinden ayrıca karar alınması gerekir. İlamlı takipte icra emrine uyma süresi yedi gündür ve borçlunun itiraz yoluyla takibi durdurma imkânı yoktur.

Genel haciz yolunda takibin durması hâlinde alacaklının iki yolu vardır ve süreleri farklıdır. Elinde kanunda sayılan belgelerden biri varsa, itirazın kendisine tebliğinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir; bu süre geçirilirse aynı alacak için yeniden ilamsız takip yapamaz. Böyle bir belge yoksa, itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemede itirazın iptali davası açar; bu süre geçirilse dahi genel hükümlere göre alacak davası açma hakkı saklıdır. İki süre aynı anda işlemeye başladığı için hangisinin kullanılacağının erken belirlenmesi gerekir.

İtirazın kaldırılması yolu, alacaklının elinde belirli bir belge bulunmasına bağlıdır. Kanun bu belgeleri iki başlıkta saymıştır: imzası ikrar edilmiş veya noterlikçe tasdik edilmiş, borç ikrarını içeren bir senet; ya da resmî dairelerin veya yetkili makamların usulüne göre verdiği makbuz veya belge. Âdi bir senede dayanan takipte borçlu imzayı reddetmişse, kanun ayrı bir yol öngörmüştür: itirazın geçici olarak kaldırılması. Bu yolda verilen karar geçici niteliktedir ve borçlunun borçtan kurtulma davası açma hakkı devam eder.

Her iki davada da kanun tazminat öngörmüştür, ancak koşullar iki taraf için aynı değildir. Tazminat oranı yüzde yirmiden az olamaz; bu bir taban orandır, sabit oran değildir. Ayırım hangi yola başvurulduğuna göre değişir: itirazın kesin olarak kaldırılmasında talebin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, aynı nedenlerle reddi hâlinde ise alacaklı tazminata mahkûm edilir ve burada kötü niyet aranmaz. Buna karşılık itirazın iptali davasında borçlu bakımından itirazının haksızlığı yeterli iken, alacaklı ancak takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse tazminatla sorumlu tutulur. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise borçlu aleyhine tazminata hükmedilmesi kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Ayrıca tazminat kendiliğinden değil, yalnızca diğer tarafın talebi üzerine hükmedilir.

03

Haciz, Kıymet Takdiri ve Satış

Takibin kesinleşmesinden sonra alacaklının talebiyle haciz uygulanır. Borçlunun mal beyanında bulunma yükümlülüğü bu aşamada gündeme gelir ve süresi takip yoluna göre değişir: genel haciz yolunda ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün, ilamlı takipte icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün, kambiyo senetlerine mahsus takipte ödeme emrinin tebliğinden itibaren on gün, itirazın kaldırılmasına karar verilmiş olması hâlinde ise kararın tebliğinden itibaren üç gündür. Mal beyanında bulunmama ve gerçeğe aykırı beyan kanunda ayrı yaptırımlara bağlanmıştır.

Haczedilen malın kıymeti takdir edilir, ardından satış aşamasına geçilir. Satış talebinin süresinde yapılması ve giderlerinin peşin yatırılması gerekir; aksi hâlde talep yapılmamış sayılır ve süre geçerse haciz kalkar. Bu durumda yeniden haciz için işlemlerin tekrarlanması, dosya muameleden kaldırılmışsa ayrıca yenileme talebinin borçluya tebliği gerekir. Elektronik satış portalı üzerinden yürüyen süreçte ilan, teklif verme, ihale ve bedelin ödenmesi aşamaları kendi süreleriyle işler.

Haczin konutta yapılması bakımından kanun 2023 yılında ayrı bir denetim aşaması getirmiştir. İcra müdürü, haciz yapılması talep edilen yerin konut olduğunu tespit ederse bu yerde haciz yapılmasına karar verir ve bu kararı derhâl icra mahkemesinin onayına sunar. Mahkeme, dosyanın kendisine tevdi edildiği tarihten itibaren en geç üç gün içinde dosya üzerinden inceleme yapar; yerin konut olduğu anlaşılırsa kararın onaylanmasına kesin olarak karar verir ve bu kararın icra dairesine bildirilmesi üzerine haciz işlemleri yapılır. Yerin konut olmadığı anlaşılırsa mahkeme konutta haciz kararını kesin olarak kaldırır ve icra müdürü mevcut haciz talebi hakkında yeniden karar verir. Onaylama kararı üzerine gidilen yerin konut olmadığı anlaşılırsa hacze devam olunur.

04

Paylaştırma, Aciz Vesikası ve Şikâyet

Satıştan elde edilen bedel, öncelikle bütün alacaklıları ilgilendiren ortak masraflar karşılandıktan sonra paylaştırılır. Rehinli alacaklıların rehinle karşılanan alacakları bakımından rüçhan hakkı vardır. Satış tutarı bütün alacakları karşılamaya yetmezse sıra cetveli düzenlenir; imtiyazlı sıralara kayıtta haciz talebi tarihi esas alınır.

Sıra cetveline karşı başvuru yolu, itirazın neye yöneldiğine göre değişir ve bu ayrım karıştırıldığında başvuru yanlış mercie yapılmış olur. Alacağın esasına veya miktarına ilişkin itiraz genel mahkemede dava yoluyla, yalnızca sıraya ilişkin itiraz ise icra mahkemesine şikâyet yoluyla ileri sürülür. Her iki başvuru için süre yedi gündür.

Alacağın tamamı tahsil edilemezse aciz hâli belgelenir. Alacaklı alacağının tamamını alamamışsa icra dairesi kesin aciz vesikası düzenler; borçlunun haczi kabil hiç malı bulunmadığı hâllerde haciz tutanağının kendisi kesin aciz vesikası hükmündedir. Malların yetersizliğinin anlaşıldığı hâllerde ise tutanak geçici aciz vesikası yerine geçer; bu, ayrıca verilen bir belge değildir. Aciz vesikasının somut sonuçları vardır: borç ikrarını içeren senet niteliği taşır, alacaklı bir yıl içinde takibe geçerse yeniden ödeme emri tebliği gerekmez, aciz hâlinde kalan kısım için faiz istenemez ve alacak yirmi yıllık zamanaşımına tabi olur. Bunun dışında, hakkında aciz vesikası alınmış borçlunun asgari ücretin üstünde bir geçim sürdürdüğü, alacağın aciz vesikasına bağlanmasından en geç beş sene içindeki müracaatı üzerine icra mahkemesinde sabit olursa, asgari ücretin üzerinde kalan gelirinden icra mahkemesinin dörtte birden az olmamak üzere tespit edeceği kısım, kararın kesinleşmesinden itibaren en geç bir ay içinde başlamak ve aciz vesikasındaki borç ödenene kadar her ay yatırılmak üzere icra dairesine ödenir; bu yükümlülük kendiliğinden doğmaz, mahkeme kararına bağlıdır.

İcra dairesinin ve memurun işlemlerine karşı şikâyet yolu her aşamada açıktır. Şikâyet icra mahkemesine yapılır ve süresi, işlemin öğrenilmesinden itibaren yedi gündür. Bir hakkın yerine getirilmemesi veya sebepsiz sürüncemede bırakılması hâlinde ise süre şartı aranmaz. Şikâyetin takibi kendiliğinden durdurmadığı, ancak icra mahkemesinin karar vermesi hâlinde icranın durabileceği unutulmamalıdır.

Şikâyetin veya itirazın icra mahkemesinde reddedilmesi süreci bitirmez; karara karşı kanun yolu süresi ayrıca işler ve bu süre 2024 yılında değişmiştir. İcra mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurma süresi iki haftaya çıkarılmış ve süre yalnızca tebliğ tarihinden işlemeye başlar hâle gelmiştir; artık tefhim süreyi başlatmaz. Bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi de tebliğden itibaren iki haftadır. Kanun, hafta olarak belirlenen sürelerin hesabını aynı değişiklikle düzenlemiştir: süre, başladığı güne son hafta içinde karşılık gelen günde biter. İstinaf yoluna başvurma satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz; icranın durması için ayrıca karar gerekir. Kanun yoluna başvurulabilmesi ayrıca parasal sınıra bağlıdır; bu sınırlar her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artar ve hangi tutarın uygulanacağı, şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihe göre belirlenir. İcra mahkemesinin bazı kararları ise değerine bakılmaksızın kanun yoluna kapalıdır.

Takip yolu sonucu belirler

İcra Takibinin Yolları

Belgesiz alacak

Genel Haciz Yolu (İlamsız Takip)

Elinde mahkeme kararı veya kambiyo senedi bulunmayan alacaklının izlediği yoldur. Fatura, sözleşme, cari hesap ekstresi veya yalnızca sözlü bir borç ilişkisine dayanılarak da takip başlatılabilir; kanun bu yolda alacaklıdan belge aramaz.

Borçlunun bu yolda kullanabileceği ayrı bir dava imkânı daha vardır. Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Takipten önce açılan davada mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında takibin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. Takipten sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez; borçlu ancak gecikmeden doğan zararları karşılamak ve aynı orandan aşağı olmamak üzere teminat göstermek koşuluyla, icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Dava borçlu lehine sonuçlanırsa takip derhâl durur; ilamın kesinleşmesi üzerine icra, ayrıca hükme gerek kalmadan kısmen veya tamamen eski hâle iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, borçlunun dava sebebiyle uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Borç ödendikten sonra borçlu bulunmadığı anlaşılan miktarın geri alınması ise istirdat davası yoluyla istenir.

Bu yolun karşılığı, borçlunun geniş bir itiraz imkânına sahip olmasıdır. Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itiraz ederse takip kendiliğinden durur ve alacaklının mahkemeye başvurması gerekir. İtiraz alacağın kendisine, miktarına, faize, yetkiye veya alacaklının takibat icrası hakkına yönelebilir; imzanın borçluya ait olmadığı iddiası da bu yolda icra dairesine bildirilir. Bu nedenle belgesiz alacaklarda takip, itirazın gelmesi ihtimali gözetilerek planlanmalıdır.

Mahkeme kararı

İlamlı Takip

Mahkeme kararına veya kanunun ilam niteliğinde saydığı bir belgeye dayanan takiptir. Kanun bu belgeleri saymıştır: mahkeme huzurunda yapılan sulhler ve kabuller, istinaf ve temyiz kefaletnameleri, icra dairesindeki kefaletler ve noterlerin re'sen düzenlediği, para borcu ikrarını içeren senetler bu kapsamdadır. Noterde yalnızca imzası onaylanan bir senet bu kapsama girmez. Arabuluculuk anlaşma belgesinin icra edilebilirliği ise ayrı bir kanuna dayanır ve iki yoldan sağlanabilir: anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi ya da belgenin taraflar, avukatları ve arabulucu tarafından birlikte imzalanması.

İlamlı takipte borçluya ödeme emri yerine icra emri gönderilir ve borçlunun itiraz yoluyla takibi durdurma imkânı bulunmaz. Borçlunun başvurabileceği asıl yol, yedi gün içinde icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını istemektir. Bu talebin dayanabileceği sebepler sınırlı sayıdadır: borcun zamanaşımına uğraması, itfa edilmesi veya mühlet verilmesi. İtfa ve mühlet iddiasının kanunda belirtilen nitelikte bir belgeyle ispatı gerekir. Buna karşılık icra emrinin tebliğinden sonra doğan bu sebepler her zaman ileri sürülebilir; kanun bu hâlde daha ağır bir ispat şartı koymuştur: itfa veya imhale dayanan istekler mutlaka noterlikçe re'sen yapılmış veya tasdik olunmuş belgelere yahut icra zaptına dayandırılmak zorundadır. Geri bırakma tek yol da değildir: kanun yoluna başvuran borçlunun teminat göstererek icranın durdurulmasını istemesi, kararın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya bozulması hâlinde icra işlemlerinin durması ve memur işlemlerine karşı şikâyet ayrı yollardır. Yabancı mahkeme kararlarının bu yolla icrası ise önce tenfiz kararı alınmasına bağlıdır.

Çek, bono, poliçe

Kambiyo Senetlerine Mahsus Takip

Kambiyo senedine dayanan alacaklar için öngörülen özel takip yoludur. Senedin kambiyo senedi niteliğini taşıması, yani kanunda öngörülen şekil şartlarını eksiksiz sağlaması gerekir; bu şartlardan birinin eksikliği takibin bu yolla yürütülmesine engeldir.

Bu yolda borçlunun itirazı icra dairesine değil doğrudan icra mahkemesine yapılır ve süre beş gündür. İtiraz, satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz; satış durur, haciz ve diğer işlemler devam eder. Takibin tümüyle durması için icra mahkemesinin ayrıca karar vermesi gerekir.

Borca itiraz ile imzaya itiraz farklı sonuçlara bağlanmıştır. Borca itirazda mahkemenin takibi geçici olarak durdurabilmesi, itiraz dilekçesine eklenen belgelere bağlıdır. İmzaya itirazda ise mahkeme, itirazı ciddi görmesi hâlinde alacaklıya tebliğe gerek görmeksizin evrak üzerinde takibi durdurabilir; bu yol daha esnektir. Ancak karşılığı da vardır: inceleme sonucunda imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa borçlu, alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere inkâr tazminatına ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir.

İpotek ve rehin

Rehnin Paraya Çevrilmesi

Alacak bir taşınmaz ipoteği veya taşınır rehni ile teminat altına alınmışsa, alacaklının kural olarak önce rehne başvurması gerekir. Ancak bu kural mutlak değildir; kanun kendi metninde birden fazla istisna öngörmüştür. Rehnin satışından elde edilen bedel alacağı karşılamazsa kalan kısım için haciz veya iflas yolu açıktır. Konut finansmanından doğan alacaklar ile toplu konut idaresinin alacaklarında alacaklı, rehne başvurmaksızın haciz veya iflas yolunu seçebilir. Alacak bir kambiyo senedine bağlanmışsa rehin bulunmasına rağmen kambiyo senetlerine mahsus yol izlenebilir. İpotekle güvence altına alınmış faiz ve yıllık taksit alacaklarında da alacaklıya seçim hakkı tanınmıştır. Bu nedenle rehin bulunması, izlenecek yolu tek başına belirlemez.

İpoteğin niteliği hem usulü hem borçlunun itiraz imkânlarını etkiler ve buradaki kanuni ölçüt, tapudaki akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içerip içermediğidir. İçeriyorsa borçluya icra emri gönderilir ve borçlu itiraz edemez; başvurabileceği yol icranın geri bırakılmasıdır. Kanun her iki yolda da otuz günlük bir ödeme süresi öngörmüştür: akit tablosu kayıtsız şartsız para borcu ikrarı içeriyorsa icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu sürede ödenmez ve icranın geri bırakılmasına dair karar getirilmezse alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği ihtar edilir; diğer hâllerde gönderilen ödeme emrinde de ödeme müddeti otuz gün olarak gösterilir ve yedi gün içinde itiraz edilmezse ve otuz günlük sürede borç ödenmezse satış istenebileceği bildirilir. İçermiyorsa ödeme emri gönderilir ve borçlu yedi gün içinde itiraz edebilir; ancak rehin hakkının kendisine itiraz edilemez. Cari hesap veya kredi teminatı olarak kurulan ipoteklerde icra mahkemesi, sözleşme ve makbuzları inceleyerek alacağın miktarını belirleyebilir. Taşınmazın üçüncü kişiye ait olması hâlinde o kişinin hukuki durumu ayrıca değerlendirilir.

Kira alacağı ve tahliye

Kiralanan Taşınmazın İlamsız Tahliyesi

Kira bedelinin ödenmemesi veya kira süresinin sona ermesi hâllerinde kanun, hem kira alacağının takibi hem de kiralanan taşınmazın tahliyesi için ayrı bir yol öngörmüştür. Kira bedelinin ödenmemesi hâlinde alacaklı, birikmiş kira alacağını takip ederken aynı takip içinde tahliye de isteyebilir. Bunun için kiracıya verilecek ödeme süresi Türk Borçlar Kanunu'na göre belirlenir: konut ve çatılı işyeri kiralarında en az otuz gün, diğer kira ilişkilerinde en az on gün, ürün kirasında en az altmış gündür. Kiracı ödeme emrine yedi gün içinde itiraz edebilir; itiraz hâlinde alacaklı altı ay içinde itirazın kaldırılmasını istemelidir. Tahliye talebi ise ihtar süresinin bitiminden itibaren altı ay içinde yapılır ve tahliye kararının infazı için kiracıya on gün süre verilir.

Kira süresinin sona ermesine dayanan tahliyede ise usul farklıdır: sözleşmenin sürenin bitiminden itibaren bir ay içinde icra dairesine ibrazı, tahliye emrine on beş gün içinde uyulması ve kiracının yedi gün içinde itiraz edebilmesi öngörülmüştür.

Bu yolun kanunda öngörülmüş bir koşulu vardır: İcra mahkemesinden tahliye kararı verilebilmesi, kira sözleşmesinin noterlikçe re'sen düzenlenmiş yahut imzası onaylanmış olmasına ya da sözleşmenin kiracı tarafından ikrar edilmiş olmasına bağlıdır; aksi hâlde tahliye talebi dava yoluyla ileri sürülür. Kiraya verenin ihtiyacı, taşınmazın yeniden inşası, yeni malikin gereksinimi ve iki haklı ihtar gibi sebeplere dayanan tahliye ise yalnızca dava yoluyla ileri sürülebilir. Yazılı tahliye taahhüdüne dayanan talep bakımından ise her iki yol da açıktır. Bu nedenle tahliye talebinin icra yoluyla mı yoksa dava yoluyla mı ileri sürüleceği, kira ilişkisinin niteliğine ve dayanağına göre belirlenir.

Borçlu bakımından

Borçlunun Hakları, Yükümlülükleri ve Başvuru Yolları

İcra takibi borçlu bakımından da yalnızca ödeme yükümlülüğü doğurmaz; kanunda öngörülen süreler içinde kullanılması gereken haklar ve yerine getirilmesi gereken yükümlülükler barındırır. Bu haklar süresinde kullanılmadığında takip kesinleşir ve borca itiraz imkânı kural olarak ortadan kalkar.

İtiraz ile şikâyet birbirinden ayrı iki yoldur; hangisinin açık olduğu, iddianın alacağa mı icra dairesinin işlemine mi yöneldiğine göre belirlenir. İtiraz, alacağın kendisine, miktarına, faize, icra dairesinin yetkisine veya alacaklının takibat icrası hakkına yöneliktir; genel haciz yolunda icra dairesine yapılır, süresi yedi gündür ve takibi kendiliğinden durdurur. İmzanın borçluya ait olmadığı iddiası da bu yolda icra dairesine bildirilir. Şikâyet ise icra dairesinin veya memurun bir işleminin kanuna aykırı olduğu, olaya uygun olmadığı ya da bir hakkın yerine getirilmediği iddiasıyla icra mahkemesine yapılır; süresi işlemin öğrenilmesinden itibaren yedi gündür ve şikâyet, icra mahkemesince karar verilmedikçe icrayı durdurmaz. Hangi yolun açık olduğu, iddianın alacağa mı işleme mi yönelik olduğuna göre belirlenir.

Borçlunun mal beyanında bulunma yükümlülüğü kanunda öngörülmüştür ve süresi takip yoluna göre yedi, on veya üç gündür. Beyanda bulunmama ve gerçeğe aykırı beyan ayrı yaptırımlara bağlanmıştır; bu yaptırımlar arasında kanunda öngörülen hâllerde tazyik hapsi de yer alır. Beyanda bulunmamanın ve gerçeğe aykırı beyanın yaptırımları kanunda ayrı ayrı düzenlenmiştir.

Haczedilemeyen mal ve haklar kanunda sayılmıştır. Borçlunun haline münasip evi, ekonomik faaliyeti sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleki eşyaları, borçlu ile aynı çatı altında yaşayan aile bireylerine ait kişisel eşya ve ailenin ortak kullanımına hizmet eden ev eşyası, ailenin iki aylık geçimi için gerekli yiyecek ve yakacak ile öğrenci bursları bu kapsamdadır. Bu korumadan önceden feragat edilmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir. Haczedilemez nitelikteki bir mal üzerine haciz konulmuşsa, bu husus itiraz değil şikâyet yoluyla ileri sürülür.

Haczedilen malın kendisine ait olduğunu ileri süren üçüncü kişinin başvuru yolu istihkak iddiasıdır. Süre yedi gündür ancak başlangıcı duruma göre değişir: hacze ıttıla tarihinden, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden ya da icra müdürünün verdiği süreden itibaren işler. Malın kimin elinde bulunduğu ispat yükünün hangi tarafta olacağını belirlediğinden, haciz tutanağına malın nerede ve kimin zilyetliğinde bulunduğunun geçirilmesi bu davada doğrudan sonuç doğurur.

Borçlunun alacaklıyla taksitle ödeme konusunda anlaşması ve icra dairesinde taahhütte bulunması mümkündür. Taahhüdün geçerliliği kanunda öngörülen koşullara bağlıdır ve yaptırımı kanunda açıkça adlandırılmıştır: icra dairesinde kararlaştırılan borç ödeme şartını makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin uygulanmasına başlandıktan sonra borç veya o tarihe kadar yatırılması gereken meblağ ödenirse borçlu tahliye edilir; ödemeler yeniden kesilirse tazyik hapsine yeniden karar verilir ve bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez. Bu nedenle taahhüt tutanağının içeriği ve koşulları imzalanmadan önce değerlendirilmelidir.

Borçlunun malvarlığını alacaklılardan kaçırmaya yönelik işlemleri bakımından alacaklının tasarrufun iptali davası açma imkânı bulunur. Bu dava, elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunan alacaklı tarafından açılabilir. Dava, iptale tâbi tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir. İptale tâbi ivazsız tasarrufların kapsamı 2022, 2023 ve 2025 yıllarındaki Anayasa Mahkemesi iptal kararlarıyla üç kez daralmış, ardından hüküm 7571 sayılı Kanunla yeniden düzenlenerek 25 Aralık 2025'te yürürlüğe girmiştir; yani kurum kalkmamış, yeniden yazılmıştır. Yürürlükteki hükme göre, alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tâbidir. Kanun ayrıca üç grup işlemi bağışlama sayar: gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eş ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar; aksi ispatlanmadıkça borçlunun, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre pek aşağı bir ivazla kabul ettiği sözleşmeler; uygun bir karşılık sağlandığı ispatlanmadıkça ömür boyu gelir, intifa hakkı tesisi veya ölünceye kadar bakma sözleşmeleri. Buna karşılık iptal davaları, iptali istenen muamelenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan kanun hükümlerine tâbi olduğundan, 25 Aralık 2025 öncesindeki tasarruflar bakımından o tarihte yürürlükte bulunan metin uygulanır; bu nedenle işlem tarihinin belirlenmesi kapsam değerlendirmesinin ilk adımıdır.

İflas ve yeniden yapılandırma

İflas ve Konkordato

İflas, borçlunun bütün malvarlığının tasfiye edilerek alacaklıların topluca tatmin edilmesini amaçlayan bir yoldur. İflas yolu ile takip yalnızca kanunda sayılan üç grup hakkında yapılabilir: Türk Ticaret Kanunu gereğince tacir sayılanlar, tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunanlar ve özel kanunlarına göre tacir olmadıkları hâlde iflasa tabi bulundukları bildirilen gerçek veya tüzel kişiler. Tacir her türlü borcu için iflasa tabidir. Tacir sayılma, ticari işletmeyi fiilen işletmekle sınırlı değildir; işletmeyi kurup açtığını ilan veya tescil ettiren, izinsiz ya da bir yasağa aykırı biçimde işleten kişiler ve ticari işletme işleten vakıf ve dernekler de bu kapsamdadır. Tacir sıfatı bulunmayan bazı kişiler de kanun gereği iflasa tabi olabilir; kollektif şirketin sınırsız sorumlu ortağı, şirket iflas etmeksizin kendisi iflas edebilir. Ticareti terk eden tacir hakkında da ilandan itibaren bir yıl içinde iflas yolu ile takip yapılabilir. Bu nedenle iflas yolunun açık olup olmadığı, her olayda borçlunun hukuki niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

İflas, alacaklının takip talebiyle veya kanunda öngörülen hâllerde önceden takibe gerek kalmaksızın doğrudan istenebilir. Adi iflas yolunda borçluya iflas ödeme emri gönderilir; borçlu yedi gün içinde borcu ödemez ve borcu bulunmadığına yahut iflasa tabi kimselerden olmadığına dair itirazını bu süre içinde bildirmezse, alacaklı ticaret mahkemesinden iflas kararı isteyebilir. İflas isteme hakkı, ödeme emrinin tebliğinden bir yıl sonra düşer. Kambiyo senetlerine dayanan alacaklar için ayrı bir iflas yolu öngörülmüştür ve orada ödeme ile itiraz ve şikâyet süresi beş gündür.

Doğrudan doğruya iflas, yalnızca borca batıklık hâline özgü değildir. Alacaklı; borçlunun bilinen bir yerleşim yeri bulunmaması, taahhütlerinden kurtulmak amacıyla kaçması, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması veya mallarını saklaması, ödemelerini tatil etmesi ya da ilama dayalı alacağın icra emrine rağmen ödenmemesi hâllerinde önceden takibe gerek kalmaksızın iflas isteyebilir. Borçlu da aciz hâlinde bulunduğunu bildirerek kendi iflasını isteyebilir; kanunda belirtilen durumda ise istemek zorundadır. Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borca batık olduğunun tespiti hâlinde de önceden takibe gerek kalmaksızın iflasına karar verilir ve bu tespit yalnızca şirket organları tarafından değil, bir alacaklı tarafından da ileri sürülebilir.

Sermaye şirketlerinde mali durumun bozulması kademeli olarak düzenlenmiştir. Son yıllık bilançoya göre sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar. Bu oran üçte ikiye ulaşırsa, derhâl toplanan genel kurul sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermezse şirket kendiliğinden sona erer; ilgili tebliğ uyarınca genel kurul sermaye azaltımı, sermayenin tamamlanması veya sermaye artırımı yollarından birine karar verebilir. Borca batıklık ise şirket aktiflerinin borçları karşılayamaması hâlidir. Borca batıklık şüphesi uyandıran işaretler varsa yönetim kurulu, aktifleri hem işletmenin devamlılığı esasına hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden gösteren bir ara bilanço çıkarır; aktiflerin alacakları karşılamaya yetmediği anlaşılırsa durumu asliye ticaret mahkemesine bildirmek ve şirketin iflasını istemek zorundadır. Bu bildirim, yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görevlerindendir. Şirketin açığını karşılayacak tutardaki alacakların alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraya konulmasını yazılı olarak kabul eder ve bu beyanın geçerliliği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanırsa iflas kararı verilmez. Yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı, bu iflas talebiyle birlikte veya iflas yargılaması sırasında konkordato da talep edebilir. Ayrıca ilgili tebliğin geçici hükmü uyarınca 1 Ocak 2027 tarihine kadar, sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplarında henüz ifa edilmemiş yabancı para yükümlülüklerinden doğan kur farkı zararlarının tamamı ile 2020 ve 2021 yıllarına ilişkin belirli giderlerin yarısı dikkate alınmayabilir. Döviz cinsinden borçlanan işletmeler bakımından bu geçici hüküm, borca batıklık hesabına dâhil edilecek kalemleri değiştirir.

İflas kararının verilmesiyle müflisin haczi kabil bütün malları iflas masasını oluşturur ve alacakların ödenmesine tahsis edilir; iflasın kapanmasına kadar müflise geçen mallar da masaya girer. Müflisin masaya ait mallar üzerindeki her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüzdür ve müflis hiçbir ödeme kabul edemez. Adi tasfiyede alacaklılar, alacaklarını ilandan itibaren bir ay içinde kaydettirmek zorundadır; uzak yerlerde veya yabancı ülkelerde bulunan alacaklılar için bu süre uzatılabilir, süresinde kaydettirilmeyen alacaklar ise iflasın kapanmasına kadar kabul olunur ve gecikmeden doğan masraflar alacaklıya ait olur. İlk alacaklılar toplantısı için ilandan itibaren en çok on gün öngörülmüştür. Sıra cetveli, kayıt süresi geçtikten sonra ve iflas idaresinin seçilmesinden itibaren en geç iki ay içinde düzenlenir; zorunlu hâllerde icra mahkemesi bu süreyi bir defaya mahsus olmak üzere en çok iki ay daha uzatabilir. Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren on beş gün içinde ticaret mahkemesinde dava açmak zorundadır; itiraz yalnızca sıraya ilişkinse şikâyet yoluyla icra mahkemesine başvurulur.

Konkordato, borçlunun mali durumunun bozulması hâlinde alacaklılarla anlaşarak borçlarını yeniden yapılandırmasına imkân veren bir kurumdur. İflasın ertelenmesi kurumu 2018 yılında 7101 sayılı Kanunla kaldırılmıştır: İcra ve İflas Kanunu'nun ilgili maddeleri yürürlükten kaldırılmış, Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili maddesinin "İflasın ertelenmesi" olan başlığı "Konkordato" olarak değiştirilmiş ve konkordato esaslı biçimde yeniden düzenlenmiştir. Bu nedenle iflasın ertelenmesine ilişkin eski tarihli kaynaklardaki açıklamalar güncel durumu yansıtmaz. Yalnız, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan iflasın ertelenmesi ve konkordato talepleri bakımından, talep tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanmasına devam olunur. Bugün borçlunun başvurabileceği yeniden yapılandırma yolu kural olarak konkordatodur; bunun yanında sermaye şirketleri ve kooperatiflere özgü uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma yolu da yürürlüktedir.

Konkordato talebiyle başvuran borçluya, kanunda sayılan belgeleri eksiksiz sunması koşuluyla mahkeme derhâl geçici mühlet verir ve geçici konkordato komiseri görevlendirir; alacaklı sayısı ve alacak miktarı gerektiriyorsa üç komiser görevlendirilebilir. Geçici mühlet üç aydır ve borçlunun veya geçici komiserin talebi üzerine en fazla iki ay daha uzatılabilir; toplam süre beş ayı geçemez. Geçici mühlete ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz. Mahkeme kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir ve konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğu anlaşılırsa bir yıllık kesin mühlet verir; güçlük arz eden özel durumlarda komiserin gerekçeli raporu ve talebi üzerine altı aya kadar uzatılabilir, böylece kesin mühlet azami on sekiz aya ulaşabilir. Kanun burada uzatmanın sayısını değil üst sınırını belirlemiştir. Alacaklıların bu aşamada bir başvuru imkânı vardır ve zamanlaması kaçırılmaya müsaittir: geçici mühlet kararı ilân edilir ve alacaklılar ilândan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâl bulunmadığını delilleriyle ileri sürebilir ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebilir. Bu itiraz, kesin mühlet kararına karşı bir kanun yolu değildir; mahkeme kesin mühlet hakkındaki kararını verirken itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri sebepleri de dikkate alır. Kesin mühlet talebinin kabulüne ve mühletin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.

Geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur. Mühlet içinde borçlu aleyhine, kamu alacaklarının tahsiline ilişkin kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz; evvelce başlamış takipler durur; ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşürücü süreler işlemez. Bu kuralın kanunda öngörülen sınırları vardır. Birinci sıradaki imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir; bu sıraya işçilerin iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatı dahil alacakları ile son bir yıl içinde tahakkuk etmiş nafaka alacakları girer. İflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak edilen ihbar ve kıdem tazminatları ise bu bir yıllık sınırdan bağımsız olarak aynı sırada yer alır. Rehinle temin edilmiş alacaklar bakımından ise rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya sürdürülebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbiri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Ayrıca tasdik edilen proje aksini öngörmedikçe, kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş alacaklara faiz işlemesi durur.

Konkordato projesi, kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini aşan bir çoğunlukla imza edilmişse kabul edilmiş sayılır. Oylamada yalnızca projeden etkilenen alacaklılar oy kullanır; birinci sıradaki imtiyazlı alacaklar ile borçlunun yakınlarının alacakları çoğunluk hesabında dikkate alınmaz, rehinli alacaklar ise yalnızca teminatsız kalan kısım için hesaba katılır. Toplantının bitimini takip eden yedi gün içinde gerçekleşen katılmalar da kabul olunur. Projenin bu çoğunlukla kabul edilmesi, tasdik şartlarından yalnızca biridir; mahkeme teklif edilen tutarın iflas hâlinde alacaklıların eline geçebilecek miktardan fazla olup olmadığını, borçlunun kaynakları ile orantılı olup olmadığını ve imtiyazlı alacaklar ile mühlet içinde doğan borçların ödenmesinin teminata bağlanıp bağlanmadığını da inceler. Konkordato, tasdik kararıyla bağlayıcı hâle gelir ve konkordato talebinden önce doğan bütün alacaklar için mecburidir.

Konkordato tasdik edilmezse mahkeme konkordato talebinin reddine karar verir. Borçlunun iflasa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflas sebeplerinden birinin bulunması hâlinde ise mahkeme, ayrıca bir talep olmaksızın borçlunun iflasına resen karar verir. Aynı sonuç, konkordatonun kötü niyetle sakatlanmış olması nedeniyle tamamen feshi hâlinde de doğar. Buna karşılık kendisine karşı proje uyarınca ifada bulunulmayan bir alacaklının başvurusuyla konkordatonun yalnızca kendisi bakımından feshi, tek başına iflas sonucu doğurmaz.

Kanun konkordato bakımından sektöre göre bir ayrım yapmaz. Bununla birlikte konkordato ön projesinde borçların hangi oranda ve hangi vadede ödeneceğinin gösterilmesi, nakit akım tablosu ile vadeleri içeren alacak ve borç listelerinin sunulması zorunludur; mahkeme tasdik aşamasında teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olup olmadığını değerlendirir. Turizm gibi gelirinin sezona bağlı olduğu işletmelerde nakit akışının yıl içinde düzensiz seyretmesi, bu belgelerin ve ödeme takviminin hazırlanmasında dikkate alınması gereken bir husustur.

Uluslararası dosyalar

Yabancılık Unsuru Taşıyan Takipler

Alacaklının veya borçlunun yabancı olması, borcun yabancı para üzerinden doğması ya da takibe konu malın yabancı bir kişiye ait olması, icra takibinde ek usul adımları gerektirir. Yabancılık unsuru bulunan dosyalarda tenfiz, yurt dışına tebligat ve yabancı para alacağının takibi bakımından ek usul adımları gündeme gelir. Alanya gibi yabancıların taşınmaz edindiği ve turizm işletmelerinin yoğunlaştığı yerlerde bu adımlar, borçlunun yurt dışında bulunması ve alacağın döviz cinsinden doğması nedeniyle daha sık birlikte gündeme gelir.

Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının İcrası

Yabancı bir mahkeme kararına dayanılarak Türkiye'de doğrudan icra takibi başlatılamaz. Kararın icra edilebilmesi için önce yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir. Tenfiz davasında görevli mahkeme kanunun lafzıyla asliye mahkemesidir; uygulamada bu, aile hukukuna ilişkin yabancı kararlar dışında asliye hukuk mahkemesi, aile hukukuna ilişkin kararlarda ise ayrı bir kanundan doğan görev kuralı gereği aile mahkemesidir. Yetkili mahkeme, tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer, bunlar da yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biridir. Tenfiz kararı verildikten sonra karar, ilamlı takip yoluyla icra edilir. Tenfiz kararının kanun yoluna götürülmesi, yerine getirmeyi durdurur. Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır.

Tanıma ile tenfiz birbirinden ayrıdır: tanıma kararın kesin delil veya kesin hüküm olarak kabulünü sağlarken, icra edilebilirlik tenfize bağlıdır. Aralarındaki farklardan biri şudur: tenfiz için aranan karşılıklılık şartı tanımada aranmaz. Yabancı kararın kesin hüküm veya kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.

Yabancı hakem kararlarının tenfizi ayrı bir rejime tabidir ve yetki kuralı mahkeme kararlarındakinden farklıdır: öncelikle tarafların yazılı olarak kararlaştırdıkları yer mahkemesi, böyle bir anlaşma yoksa aleyhine karar verilen tarafın Türkiye'deki yerleşim yeri veya sâkin olduğu yer, bunlar da yoksa icraya konu malların bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Hakem kararının tenfizi için kararın kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış olması ya da taraflar için bağlayıcı olması yeterlidir. Ret sebepleri ayrı bir katalogda sayılmıştır ve bir kısmında ispat yükü tenfiz istenen tarafa aittir.

Yurt Dışına Tebligat ve Yabancı Borçlu

İcra takiplerinde tebligat bakımından ayrı bir rejim yoktur; İcra ve İflas Kanunu doğrudan Tebligat Kanunu'na yollama yapar. Borçlunun yurt dışında bulunması hâlinde ödeme emri veya icra emrinin tebliği, kural olarak ilgili devletin yetkili makamı aracılığıyla yapılır. Muhatabın Türk vatandaşı olması hâlinde Türkiye büyükelçiliği veya konsolosluğu aracılığıyla tebligat da yapılabilir; bu yol seçimliktir.

Bu hâlde işleyen otuz günlük tebliğ karinesi kendiliğinden değil, üç koşulun birlikte gerçekleşmesiyle sonuç doğurur: muhataba gönderilen bildirimin kanunda öngörülen ihtar içeriğini taşıması, bildirimin o ülke mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiğinin belgelenmesi ve muhatabın otuz gün içinde temsilciliğe başvurmaması. Muhatap başvurup evrakı almaktan kaçınırsa karine değil, tutanağın düzenlendiği tarih esas alınır.

Yurt dışı tebligat kanuni süreleri uzatmaz; ancak tebligat tamamlanmadıkça takipte bir sonraki aşamaya geçilemez. Tebligat usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatap tebliğe muttali olmuşsa tebligat geçerli sayılır ve muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi tebliğ tarihi kabul edilir; süreler bu tarihten işler. Usulsüzlüğün ileri sürülmesi öğrenmeden itibaren yedi gün içinde şikâyet yoluyla, itiraz süresi bu nedenle kaçırılmışsa öğrenmeden itibaren üç gün içinde gecikmiş itiraz yoluyla olur. Süreler tebliğ tarihinden, usulsüz tebligatta ise muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihinden işlediği için, bu iki tarihin belgelenmesi süre hesabının başlangıcını belirler. Yabancı ülkede oturan alacaklının Türkiye'de bir yerleşim yeri göstermesi kanunda öngörülmüştür; ancak kanun bunu bir yaptırıma değil karineye bağlamıştır: yerleşim yeri gösterilmezse icra dairesinin bulunduğu yer yerleşim yeri sayılır. Borçlunun ise itirazıyla birlikte yurt içinde bir adres bildirmesi aranır.

Yabancıya Ait Taşınmazlar, İpotek ve Haciz

Yabancı gerçek veya tüzel kişilerin Türkiye'de sahip olduğu taşınmazlar üzerinde, mülkiyetin kazanılmasına ilişkin özel rejim saklı kalmak üzere, genel hükümlere göre haciz ve ipotek kurulabilir. Kanun bu noktada açık bir hüküm içerir: yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri lehine taşınmaz rehni tesisinde maddede yer alan edinme sınırlamaları uygulanmaz. Taşınmaz üzerindeki haciz tapu siciline şerh edilir.

Buna karşılık satış aşamasında sınırlamalar yeniden gündeme gelir. Kanunun paraya çevirme bakımından öngördüğü muafiyet, yalnızca Türkiye'de kurulmuş yabancı sermayeli şirketlere ilişkin hükümde yer alır; yabancı gerçek kişiler bakımından böyle bir muafiyet bulunmaz. Bu nedenle yabancı gerçek kişi, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla dahi ihalede taşınmaz edinme sınırlarına tabidir. Bu sınırlar arasında yalnızca belirlenen ülkelerin vatandaşı olma koşulu, kişi başına otuz hektar ve ilgili ilçenin özel mülkiyete konu yüzölçümünün yüzde onu ile askerî yasak bölgelere ilişkin kısıtlamalar yer alır. Yabancı ticaret şirketleri ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz edinebilir; bunun dışındaki yabancı tüzel kişiler taşınmaz edinemez.

Bu sınırlara aykırı bir edinimin yaptırımı taşınmazın mülkiyetinin kendiliğinden geçersiz olması değil, tasfiyedir: aykırılık hâlinde verilecek bir yılı geçmeyen süre içinde taşınmaz malikçe tasfiye edilmezse, tasfiye idarece yapılır ve bedele çevrilir. Bu nedenle rehnin paraya çevrilmesi veya taşınmaz satışı süreçlerinde bu sınırlamaların önceden değerlendirilmesi gerekir.

Yabancı Para Alacakları

Alacağın yabancı para üzerinden doğması hâlinde takibin hangi para birimi üzerinden yürütüleceği ve kurun hangi tarih itibarıyla hesaplanacağı ayrıca değerlendirilir. Bu değerlendirmede kanuni ölçüt, sözleşmede aynen ödeme kaydı bulunup bulunmamasıdır.

Sözleşmede aynen ödeme kaydı yoksa borçlu, borcu ödeme günündeki rayiç üzerinden Türk parasıyla da ödeyebilir. Aynı kayıt yoksa ve borç ödeme gününde ödenmemişse, alacaklı bu borcun aynen veya vade günündeki ya da fiilî ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Buna karşılık sözleşmede aynen ödeme kaydı varsa her iki imkân da ortadan kalkar ve borç yabancı para cinsinden aynen ödenir. Yani borçlunun seçim hakkı ile alacaklının kur tarihi seçimi aynı hükmün iki yüzüdür ve ikisi de aynı kayda bağlıdır.

Takip talebinde alacağın Türk parasıyla tutarının, faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün ve alacak yabancı para ise hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin gösterilmesi kanunen zorunlu unsurlardır; icra müdürü takip talebinin kanuni şartlarını denetler. Uygulamada bu unsurun eksik veya hatalı gösterilmesi sonradan düzeltilmesi güç sonuçlar doğurabilir. Sözleşmede kur ve ödeme yerine ilişkin hüküm bulunması hâlinde bu hükmün geçerliliği ve uygulanabilirliği de gözetilir.

Değerlendirme ölçütleri

İcra ve İflas Sürecinde Değerlendirme Ölçütleri

İcra takibinde izlenecek yol; alacağın dayandığı belgeye, borçlunun hukuki niteliğine, teminat bulunup bulunmamasına ve takibin hangi aşamada olduğuna göre belirlenir. İlk değerlendirmede takip dosyası, ödeme veya icra emri, tebligat evrakı ve işlemeye başlamış süreler birlikte ele alınabilir.

Alacaklı bakımından takip yolunun seçimi, ihtiyati haciz ihtiyacı ve haciz uygulanacak malvarlığının belirlenmesi; borçlu bakımından ise itiraz ve şikâyet süreleri, mal beyanı yükümlülüğü ve haczedilemeyen mallara ilişkin başvuru yolları dosya özelinde değerlendirilir.

Taşınmaz ipoteği bulunan dosyalarda rehnin paraya çevrilmesi usulü, akit tablosunun içeriği, kıymet takdiri ve satış ilanının tebliği kanunda ayrı sürelere ve ayrı başvuru yollarına bağlanmıştır. Yabancı alacaklı veya borçlunun bulunduğu dosyalarda yurt dışına tebligat, yabancı kararların tenfizi ve yabancı para alacağının takibi ek olarak değerlendirilir.

Büronun faaliyet gösterdiği alanlar arasında icra ve iflas hukukundan doğan uyuşmazlıklar yer almaktadır. Görüşme talebi için iletişim sayfasından ulaşabilirsiniz.

Merak edilenler

Sık Sorulan Sorular

Ödeme emri geldi, ne kadar süre içinde ne yapmam gerekir?

Süre ve başvurulacak merci, takibin hangi yolla başlatıldığına göre değişir. Genel haciz yolunda borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itiraz edebilir; süresinde yapılan itiraz takibi kendiliğinden durdurur. Kambiyo senetlerine mahsus takipte ise süre beş gündür ve itiraz doğrudan icra mahkemesine yapılır; bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz, yani satış durur ama haciz devam eder. İlamlı takipte icra emrine uyma süresi yedi gündür ve itiraz yoluyla takibin durdurulması mümkün değildir; borçlunun yolu icranın geri bırakılmasını istemektir. Süre kaçırıldığında takip kesinleşir ve borca itiraz imkânı kural olarak ortadan kalkar. Bu nedenle ilk yapılması gereken, elinizdeki evrakın ödeme emri mi icra emri mi olduğunu ve tebliğ tarihini belirlemektir.

İtiraz ettim, alacaklı ne yapabilir?

Süresinde yapılan itirazla takip durur ve alacaklının mahkemeye başvurması gerekir. Alacaklının elinde imzası ikrar edilmiş veya noterlikçe tasdik edilmiş borç ikrarını içeren bir senet ya da resmî dairelerin usulüne göre verdiği bir makbuz veya belge varsa, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir; bu süre geçirilirse aynı alacak için yeniden ilamsız takip yapamaz. Böyle bir belge yoksa itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemede itirazın iptali davası açar; bu süre geçse dahi genel hükümlere göre alacak davası açma hakkı saklıdır. Yanlış yolun seçilmesi talebin reddine yol açar. Her iki davada da diğer tarafın talebi üzerine, alacağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata karar verilebilir; ancak koşullar eşit değildir: İtirazın kesin olarak kaldırılmasında talebin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, aynı nedenlerle reddi hâlinde alacaklı tazminata mahkûm edilir ve burada kötü niyet aranmaz; itirazın iptali davasında ise borçlu bakımından itirazın haksızlığı yeterliyken, alacaklı ancak takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse tazminatla sorumlu olur.

Maaşımın ne kadarı haczedilebilir?

Kanun ücret ve benzeri gelirlerde kısmi haciz rejimi öngörmüştür; ancak buradaki dörtte bir oranı borçluyu koruyan bir üst sınır değil, haczedilecek en az miktarı gösteren bir alt sınırdır. Kanunun ifadesiyle haczolunacak miktar gelirin dörtte birinden az olamaz. Borçlunun ve ailesinin geçinmesi için icra müdürünce takdir edilen miktar bu sınırın altına indirilmez. Kanun burada nafaka alacakları için ayrı bir oran öngörmemiştir; nafaka alacaklarının tahsilinde dörtte birlik sınırın uygulanmadığı yönündeki uygulama kanun metninden değil yargı kararlarından doğmaktadır. Kanunun kendisi bir sıra kuralı getirmiştir: birden fazla haciz varsa bunlar sıraya konur ve sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Asgari ücret düzeyindeki gelirlerin korunmasına ilişkin uygulama ise kanun metninden değil yargı kararlarından doğar. Haczin kanuna aykırı olduğu düşünülüyorsa bu husus, işlemin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde şikâyet yoluyla ileri sürülür. Bu korumadan önceden feragat edilmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir.

Evim haczedilebilir mi?

Kanun, borçlunun haline münasip evini haczedilemeyen mallar arasında saymıştır. Ancak bu koruma sınırsız değildir: evin borçlunun haline münasip sayılıp sayılmayacağı somut olayda değerlendirilir. Kıymeti bu ölçüyü aşan taşınmazlar bakımından kanun ayrı bir usul öngörmüştür — ev satılır ve bedelinden borçlunun haline münasip bir ev alabileceği miktar kendisine bırakılır. Ayrıca taşınmaz üzerinde ipotek bulunuyorsa, rehnin paraya çevrilmesi yolu bu korumadan farklı sonuçlara bağlanmıştır. Haczedilemez nitelikte olduğu düşünülen bir mal üzerine haciz konulmuşsa, itiraz değil şikâyet yoluna başvurulması gerekir; haczin caiz olup olmadığını öncelikle icra müdürü değerlendirir.

Haczedilen eşya bana ait, ne yapabilirim?

Haczedilen malın kendisine ait olduğunu ileri süren üçüncü kişinin başvuru yolu istihkak iddiasıdır. Süre yedi gündür; başlangıcı ise duruma göre hacze ıttıla tarihi, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliği ya da icra müdürünün verdiği süredir. Malın kimin elinde bulunduğu ispat yükünün hangi tarafta olacağını belirlediğinden, haciz tutanağına malın nerede ve kimin zilyetliğinde bulunduğunun geçirilmesi bu davada doğrudan sonuç doğurur.

Konkordato ile iflasın ertelenmesi aynı şey mi?

Hayır. İflasın ertelenmesi kurumu 2018 yılında 7101 sayılı Kanunla kaldırılmış, konkordato ise esaslı biçimde yeniden düzenlenmiştir; Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili maddesinin başlığı da "İflasın ertelenmesi"nden "Konkordato"ya çevrilmiştir. Yalnız, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan talepler bakımından talep tarihindeki hükümler uygulanmaya devam eder. Konkordatoda borçluya önce üç aylık geçici mühlet verilir; bu süre en fazla iki ay daha uzatılabilir ve toplamı beş ayı geçemez. Koşulların varlığı hâlinde bir yıllık kesin mühlete geçilir; güçlük arz eden özel durumlarda altı aya kadar uzatılabilir. Mühlet süresince borçluya karşı kamu alacakları dahil hiçbir takip yapılamaz ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz; imtiyazlı işçi ve nafaka alacakları için haciz yoluyla takip yapılabilirken, rehinli alacaklarda takip sürdürülebilir ancak rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Projenin kanunda öngörülen çoğunlukla kabul edilmesi ve mahkemece tasdiki hâlinde konkordato bağlayıcı olur. Bugün yeniden yapılandırma yolu kural olarak konkordatodur; sermaye şirketleri ve kooperatifler bakımından uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma yolu da yürürlüktedir. Eski tarihli kaynaklarda iflasın ertelenmesine ilişkin açıklamalar güncel durumu yansıtmaz.

Yabancı mahkeme kararıyla Türkiye'de icra takibi yapabilir miyim?

Doğrudan yapılamaz. Yabancı bir mahkeme kararının Türkiye'de icra edilebilmesi, yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınmasına bağlıdır; tenfizden sonra karar ilamlı takip yoluyla icra edilir. Görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk, aile hukukuna ilişkin kararlarda aile mahkemesidir. Tenfiz kararının kanun yoluna götürülmesi yerine getirmeyi durdurur. Tanıma ise kararın kesin delil veya kesin hüküm olarak kabulünü sağlar ve icra edilebilirlik anlamına gelmez; tenfiz için aranan karşılıklılık şartı tanımada aranmaz. Yabancı hakem kararlarının tenfizi kendi rejimine tabidir ve yetkili mahkeme öncelikle tarafların yazılı olarak kararlaştırdığı yer mahkemesidir. Borçlunun yurt dışında bulunması hâlinde ayrıca yurt dışı tebligat usulü işler ve bu aşama takibin süresini fiilen uzatır.

Bu sayfadaki açıklamalar genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olayın koşulları farklı olduğundan, hukuki değerlendirme dosyaya özgü yapılmalıdır.
Sayfada yer alan bilgiler, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği çerçevesinde, uzmanlık anlamına gelmemek üzere büronun faaliyet gösterdiği alanlar hakkında bilgi verilmesi amacıyla yayımlanmıştır; iş elde etme amacı taşımaz.
Bu sayfanın görüntülenmesi veya sayfada yer alan bağlantılar ile iletişim bilgileri üzerinden iletişim kurulması, avukat ile başvuran arasında vekâlet ilişkisi kurulduğu anlamına gelmez ve işin kabul edildiği anlamına gelmez.
Sayfadaki bilgiler ve süreler 5 Eylül 2026 itibarıyla yürürlükteki mevzuata göre hazırlanmıştır. Mevzuat değişebileceğinden, süre hesabı her hâlde güncel kanun metnine göre yapılmalıdır.

İcra ve iflas hukukunda izlenecek yol; alacağın niteliğine, dayanak belgelere, borçlunun hukuki durumuna ve takip sürecinde yapılan işlemlere göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle alacağın doğru takip yolu ile talep edilmesi, itiraz ve başvuru sürelerinin dikkatle izlenmesi ve gerekli işlemlerin zamanında yürütülmesi önem taşımaktadır.

Av. Merve Kartal'ın imzası

Merve Kartal

Avukat

WhatsApp Ara