Alanya Tazminat Avukatı ve Trafik Kazaları
Tazminat hukuku, bir kişinin hukuka aykırı bir davranış veya kanunun sorumluluk yüklediği bir durum sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini konu alır. Sorumluluğun hangi hukuki sebebe dayandığı, yalnızca kimden ne istenebileceğini değil; işleyecek zamanaşımı süresini, görevli mahkemeyi, ispat yükünü ve dava öncesinde tamamlanması gereken adımları da belirler.
Aynı olay birden fazla sorumluluk rejimini birlikte gündeme getirebilir. Bir trafik kazasında sürücünün kusura dayanan sorumluluğu ile araç işletenin kusura dayanmayan sorumluluğu ve sigortacının sözleşmeden doğan sorumluluğu bir arada bulunur; iş kazasında işverenin sorumluluğu ile Sosyal Güvenlik Kurumunun karşıladığı kısım birbirinden ayrılır. Kanun, sorumluluğun birden çok sebebe dayandırılabildiği hâllerde hâkimin, zarar gören aksini istemedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sebebe göre karar vermesini öngörmüştür.
Tazminat taleplerinde süreler kısadır ve bir kısmı dava açılmadan önce tamamlanması gereken başvurulara bağlıdır. Haksız fiilde öğrenmeye bağlı bir süre ile fiile bağlı bir üst süre birlikte işler; trafik kazalarında dava açılmadan önce sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılması aranır; idari sorumlulukta ise önce idareye başvurulması zorunludur ve dava süresi bu başvurunun sonucuna göre işlemeye başlar. Bu nedenle zararın hangi dayanağa oturduğunun ve hangi sürenin işlemekte olduğunun erken belirlenmesi gerekir.

Temel çalışma alanları
Tazminat Hukukunda Başlıca Uyuşmazlık Alanları
Tazminat talepleri tek bir kanundan değil, zararın doğduğu ilişkinin niteliğinden kaynaklanan farklı rejimlerden doğar. Aynı bedensel zarar, trafik kazasından doğduğunda başka bir başvuru düzenine, iş kazasından doğduğunda başka bir görev ve süre rejimine tabi olur.
Trafik Kazalarından Doğan Tazminat
Motorlu araç kazalarında sorumluluk birden fazla kişiye ve birden fazla hukuki sebebe dayanabilir. Sürücünün kusura dayanan sorumluluğu yanında, kanun araç işleteni ve işletenin bağlı olduğu teşebbüs sahibi için kusura dayanmayan bir sorumluluk öngörmüş ve bunları müştereken ve müteselsilen sorumlu tutmuştur. İşleten, sürücünün ve aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.
Bu sorumluluktan kurtulmanın koşulları kanunda sayılmıştır ve yapısı iki katmanlıdır. İşletenin kurtulabilmesi için önce iki olumsuz şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusuru bulunmaması ve araçtaki bir bozukluğun kazayı etkilememiş olması. Bu iki şart sağlandıktan sonra, kazanın mücbir sebepten ya da zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğinin ispatı aranır. Buradaki iki nokta uygulamada sıkça gözden kaçar: zarar görenin veya üçüncü kişinin kusurunun ağır olması gerekir, hafif veya orta kusur sorumluluğu kaldırmaz; ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemişse hiç kimsenin kusuru bulunmasa bile işleten kurtulamaz. Yani mekanik arıza bir kurtuluş sebebi değil, kurtuluşu engelleyen bir unsurdur. Zarar görenin kusuru ağır değilse sorumluluk kalkmaz, ancak hâkim tazminat miktarını indirebilir.
Kanun bir hâlde ispat yükünü tersine çevirmiştir: aracın işletilme hâlinde olmadığı sırada meydana gelen zararda, zarar görenin işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurunu ya da araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerekir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sebebiyle zarar gören sigortacıya doğrudan başvurabilir. Ancak dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılması gerekir; sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamaması hâlinde zarar gören dava açabilir ya da sigortacılık mevzuatı çerçevesinde Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurabilir. Belgeler sigortacıya iletildikten sonra sigortacının sekiz iş günü içinde teminat sınırları içinde kalan tutarı ödemesi öngörülmüştür. Sigortası bulunmayan araçların ve sigortalının tespit edilemediği hâllerin yol açtığı zararlarda ise Güvence Hesabı gündeme gelir; kapsamı ve sınırları aşağıda ayrıca ele alınmaktadır.
Kanun bu alanda sorumluluğa ilişkin anlaşmaları da sınırlamıştır: öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir; tazminat miktarına ilişkin olup yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşma ve uzlaşmalar ise yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir. İmzalanan bir ibra veya uzlaşma metni, bu iki hüküm birlikte değerlendirilmeden sonuç doğurmuş sayılmamalıdır.
İş Kazası ve Meslek Hastalığından Doğan Tazminat
İş kazası ve meslek hastalığı hâllerinde iki ayrı katman işler. Birinci katmanda Sosyal Güvenlik Kurumunun mevzuat gereği yaptığı yardımlar ve bağladığı gelir yer alır. İkinci katmanda ise Kurumca karşılanmayan zarar bakımından işverene ve varsa üçüncü kişilere karşı maddi ve manevi tazminat talebi bulunur; bu davalar iş mahkemesinde görülür. Şu kadar ki bu ayrım her ödeme bakımından işlemez: kanun, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemelerinin tazminattan indirilmesini yasaklamıştır; ayrıntısı aşağıda sorumluluğun dayanağı başlığında ele alınmaktadır.
İşverene karşı açılan tazminat davasının dayanağı sosyal güvenlik mevzuatında değil, Türk Borçlar Kanunundadır. Kanun, işverenin işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almakla yükümlü olduğunu düzenledikten sonra, işverenin kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazminini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi kılmıştır. Bu nitelendirme yalnızca kuramsal değildir: işleyecek zamanaşımı süresini ve ispat yükünü doğrudan belirler. İş sağlığı ve güvenliği mevzuatındaki yükümlülüklerin ihlali ise bu hükmün "kanuna aykırı davranış" unsurunu doldurur; söz konusu mevzuatın kendi öngördüğü yaptırım idari niteliktedir ve tazminat sorumluluğunu tek başına kurmaz.
Kurum, iş kazası veya meslek hastalığı işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, yaptığı ödemeler ile bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değeri toplamı bakımından işverene rücu edebilir. İki noktaya dikkat edilmelidir: kast şart değildir, mevzuata aykırı hareket tek başına yeterlidir; buna karşılık rücu edilebilecek tutar sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlıdır ve işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi kanun gereği dikkate alınır. Zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu ayrı bir fıkrada düzenlenmiş olup ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile sınırlıdır.
İşin ayrıntısı ve işverenin yükümlülükleri iş hukuku sayfasında ele alınmaktadır; bu sayfa yalnızca zararın tazmini boyutunu konu alır.
Hekim ve Sağlık Kuruluşu Sorumluluğu
Sağlık hizmetinden doğan zararlarda sorumluluğun dayanağı ve görevli yargı kolu, hizmetin kamu kuruluşunda mı yoksa özel sağlık kuruluşunda mı verildiğine göre ayrılır.
Özel sağlık kuruluşlarında ilişki sözleşmeye dayanır ve adli yargıda görülür. Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe doğan zararı gidermekle yükümlüdür; yani kusur bakımından ispat yükü haksız fiildeki düzenin tersidir. Sağlık kuruluşu, bünyesinde çalışanların işi yürüttükleri sırada verdikleri zarardan sorumludur ve uzmanlık gerektiren, ancak izinle yürütülebilen bir hizmet söz konusu olduğu için yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür; aynı şekilde hafif kusurdan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma da kesin olarak hükümsüzdür. Hasta tarafından imzalanan bir sorumsuzluk kaydı bu nedenle geçerli sayılmaz. Zamanaşımı süreleri de sözleşmeyle değiştirilemez.
İlişkinin hangi sözleşme tipine girdiği konusunda mevzuatta bir nitelendirme bulunmamaktadır. Uygulamada tedavi ilişkisinin vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirildiği ve özen borcunun ölçütünün benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış olduğu; buna bağlı olarak da beş yıllık zamanaşımının uygulandığı kabul edilmektedir. Belirli bir sonucun taahhüt edildiği işlerin eser sözleşmesi sayıldığı kabul edilmekte olup, bu hâlde ayıp sebebiyle açılacak davalar bakımından kanun taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yıllık, yüklenicinin ağır kusuru bulunması hâlinde ise yirmi yıllık bir süre öngörmüştür. Eser sözleşmesinden doğan alacaklar bakımından kanunun beş yıllık süre öngördüğü hâller de bulunduğundan, süre tek bir ölçüte göre belirlenemez.
Kamu sağlık kuruluşlarında ise Anayasa uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür ve hizmet kusuru iddiası idari yargıda tam yargı davasına konu olur. Bu yolun kendine özgü ve sıkı bir zaman düzeni vardır: dava açmadan önce idareye başvurulması zorunludur. Bu başvurunun, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılması gerekir. İdarenin talebi reddetmesi hâlinde tebliği izleyen günden, otuz gün içinde cevap vermemesi hâlinde bu sürenin bitiminden itibaren dava süresi içinde dava açılır; idare mahkemelerinde dava açma süresi altmış gündür. Bir ve beş yıllık süreler dava süresi değil, başvuru süresidir — bu ayrımın gözden kaçması hak kaybına yol açar. İlgili yönetmelik ayrıca, idareye yapılacak başvuruda maddi ve manevi tazminat miktarlarının ayrı ayrı gösterilmesi gerektiğini öngörmüştür.
Tıbbi müdahale için hastanın rızası gereklidir; büyük cerrahi müdahalelerde bu muvafakatin yazılı olması kanunen zorunludur ve 24 Temmuz 2025'ten itibaren muvafakat elektronik ortamda da alınabilir. Rızanın aydınlatılmış olması ise yönetmelik düzeyinde düzenlenmiş olup, hastalığın seyrinden tedavi seçeneklerine ve muhtemel komplikasyonlara kadar uzanan bir bilgilendirme kapsamı öngörülmüştür; bu bilgi hastanın anlayabileceği şekilde ve müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından verilir, rıza formu iki nüsha imzalanır ve bir nüshası hastaya verilir. Kimse rızasına uygun olmayan bir şekilde tıbbi müdahaleye tabi tutulamaz; müdahale rızanın sınırları içinde kalmak zorundadır ve hukuka aykırı olarak alınan rıza hükümsüzdür. Onamın usulünce alınmamasının tazminat sorumluluğu üzerindeki etkisi mevzuatta düzenlenmemiş olup, aydınlatma yükümlülüğünün ihlalinin başlı başına sorumluluk doğurduğu uygulamada kabul edilmektedir.
Sigorta ve soruşturma yönünden iki ayrı düzen daha vardır. Özel sağlık kuruluşlarında çalışan veya mesleğini serbest icra eden hekimler için zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası kanunen zorunludur; özel kuruluşta çalışanlar bakımından sigortayı kuruluş yaptırır ve primin yarısı istihdam eden tarafından ödenir. Ceza soruşturması yönünden ise hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin işlemleri nedeniyle yapılacak soruşturmalarda özel bir izin usulü uygulanır ve soruşturma izni Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir; bu düzen özel sağlık kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapanlar bakımından da geçerlidir. 1 Mart 2024'ten itibaren idare, ödediği tazminat için sağlık meslek mensubunun yerine geçerek tutarı zorunlu mali sorumluluk sigortasının yapıldığı sigorta şirketinden talep etmektedir.
Sözleşmeden ve Malvarlığına Verilen Zarardan Doğan Tazminat
Zarar her zaman bedensel olmak zorunda değildir. Sözleşmenin ihlalinden doğan zararlar, eşyaya verilen zararlar ve malvarlığında meydana gelen kayıplar da tazminat konusudur.
İki rejim arasındaki temel ayrım ispat yükündedir ve yalnızca kusur unsuru bakımından terse döner. Haksız fiilde zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Sözleşmeye aykırılıkta ise zararı ve aykırılığı yine alacaklı ispat eder; farklılık, borçlunun kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe sorumlu olmasıdır. Kanun ayrıca haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağını öngörmüştür; bu nedenle zararın miktarının tam olarak ispat edilemediği hâllerde hâkimin takdir yetkisi ile tazminatın belirlenmesi ve indirilmesine ilişkin kurallar her iki rejimde de işler.
Aynı olay hem sözleşmeye aykırılık hem haksız fiil oluşturabilir. Böyle hâllerde kanun tercihi zarar görenin insafına bırakmamıştır: hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir. Yani zarar görenin konumu bir seçim hakkı değil, hâkimin bu tercihini engelleyebilme imkânıdır. Bu kural özellikle zamanaşımı ve ispat yükü farklılıkları bakımından sonuç doğurur.
Eşyaya verilen zararda ise kanunda özel bir hüküm bulunmamaktadır; bu kalemin ayrıntısı aşağıda tazminat kalemleri bölümünde ele alınmaktadır.
Ticari ilişkilerden doğan zararların sözleşme boyutu ticaret hukuku ve sözleşmeler hukuku sayfalarında ayrıca ele alınmaktadır.
Adım adım süreç
Tazminat Talebinde Süreç Nasıl İlerler?
Sorumluluğun Dayanağının ve Sorumlunun Belirlenmesi
İlk adım zararın miktarını hesaplamak değil, sorumluluğun hangi hukuki sebebe dayandığını belirlemektir. Bu belirleme görevli mahkemeyi, ispat yükünü, işleyecek zamanaşımı süresini ve dava öncesinde tamamlanması gereken adımları birlikte etkiler.
Görev bakımından kanun tek bir kural koymamıştır ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Kural olarak haksız fiilden doğan tazminat davaları asliye hukuk mahkemesinde görülür. Buna karşılık sigorta sözleşmesine dayanan talepler, sigorta hukukunun Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiş olması sebebiyle tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava sayılır ve asliye ticaret mahkemesine aittir. İş ilişkisinden ve iş kazasından doğan davalar iş mahkemesinde, tüketici işlemlerinden doğanlar tüketici mahkemesinde görülür; Sosyal Güvenlik Kurumunun veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu davalar da iş mahkemesine aittir. Kazanın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olduğu hâllerde dava yine asliye ticaret mahkemesinde görülür. Devlete ve diğer kamu kuruluşlarına ait araçların yol açtığı zararlara ilişkin davalar dâhil, Karayolları Trafik Kanunundan doğan sorumluluk davaları adli yargıda görülür ve zarar görenin kamu görevlisi olması bu kuralı etkilemez.
Bu aşamada olayın gerçekleştiği yer ve tarih, kaza veya olay tespit tutanakları, varsa ceza soruşturması dosyası, sağlık kayıtları ve raporlar, sigorta poliçeleri ile sorumluluğu doğuran ilişkiye ait belgeler birlikte incelenir. Birden fazla sorumlu bulunması hâlinde bunların birlikte mi ayrı ayrı mı sorumlu olduğu ayrıca değerlendirilir.
Dava Öncesi Başvurular
Bazı tazminat taleplerinde dava açılmadan önce tamamlanması gereken bir aşama vardır ve bu aşama, dava şartı niteliğindeki başvurularda atlandığında dava usulden reddedilir. Ancak hangi talebin hangi ön koşula tabi olduğu konusunda tek bir kural yoktur ve bu, uygulamada en çok karıştırılan noktalardan biridir.
Trafik kazalarında sigortacıya karşı dava açılmadan önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunulması gerekir. Dava şartı olarak arabuluculuk ise ayrı bir düzendir ve kapsamı arabuluculuk kanununda değil, her uyuşmazlık türü için ilgili kanunda belirlenmiştir. Bunun pratik sonucu şudur: sigortacıya karşı açılan tazminat davası ticari dava sayıldığı ve konusu bir miktar para olduğu için kural olarak dava şartı arabuluculuğa tabidir; bu hâlde iki ön koşul üst üste gelir. Buna karşılık araç işletenine veya sürücüye karşı açılan tazminat davası haksız fiile dayandığı için kural olarak bu kapsamda değildir ve doğrudan mahkemede açılır. Bu kuralın istisnaları vardır: kaza her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgiliyse dava ticari dava sayılarak, işçi–işveren ilişkisi içinde doğmuşsa iş uyuşmazlığı olarak, taşıma bir tüketici işlemi niteliğindeyse tüketici uyuşmazlığı olarak dava şartı arabuluculuk kapsamına girer. Bu nedenle ön koşul her davalı için ayrı belirlenir. İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları bakımından ise kanun açık bir istisna öngörmüştür; bu davalarda arabuluculuk dava şartı değildir. Bu, tarafların isteyerek arabuluculuğa başvurmasını engellemez.
Müteselsil sorumluların birlikte dava edilmek istendiği hâllerde bu ayrım özellikle önem taşır: sigortacı yönünden arabuluculuk şartının ayrıca yerine getirilmesi gerekir, aksi hâlde dava o davalı yönünden dava şartı yokluğu sebebiyle reddedilir. Arabuluculuk sürecinde zamanaşımının durduğu, buna karşılık kesilmediği de gözetilmelidir. Dava, vaktinden önce açılmış olması sebebiyle reddedilmiş ve o arada zamanaşımı dolmuşsa kanun altmış günlük bir ek süre tanımıştır.
İdari sorumluluk iddialarında ise dava öncesinde idareye başvuru zorunludur ve kendi süre rejimine tabidir; bu düzen yukarıda hekim ve sağlık kuruluşu sorumluluğu başlığında ele alınmıştır.
Dava, İspat ve Hesap
Dava aşamasında iki ayrı mesele birlikte yürür: sorumluluğun varlığı ve zararın miktarı.
Sorumluluğun varlığı bakımından kusur, illiyet bağı ve hukuka aykırılık incelenir; kusura dayanmayan sorumluluk hâllerinde kusur tartışması yerini kurtulma sebeplerinin ispatına bırakır. Ceza dosyasında yapılan tespitler hukuk davasında delil olarak sunulabilir; ceza yargılamasının kendi işleyişi ceza hukuku sayfasında ele alınmaktadır. Kanun bu konuda açık bir hüküm getirmiş ve hukuk hâkiminin, kusurun bulunup bulunmadığı ile ayırt etme gücü hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza hâkiminin verdiği beraat kararıyla bağlı olmadığını; ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da hukuk hâkimini bağlamadığını öngörmüştür. Hüküm bu dört hususu saymakla yetinmiş, ceza mahkemesinin maddi vakıa tespitlerinden söz etmemiştir; bu nedenle ceza kararının hukuk davasında hiçbir etkisi bulunmadığı biçiminde bir sonuca varılmamalıdır.
Zararın miktarı bakımından zarar gören zararını ispat etmekle yükümlüdür. Kanun, miktarın tam olarak ispat edilemediği hâllerde hâkimin, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zarar miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyeceğini öngörmüştür. Bedensel zarar ve ölüm hâllerinde hesap, çalışma gücü kaybı oranı ve gelir verileri üzerinden bilirkişi incelemesiyle yapılır.
Talebin dava dilekçesinde nasıl ileri sürüleceği konusunda 2026 yılında önemli bir değişiklik olmuştur. Bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatı talepleri bakımından 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeyle yeni bir yol öngörülmüştür: alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği hâllerde talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; bu hâlde zamanaşımı artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Bilirkişi raporundan sonra talebin yükseltilmesi bu yolla mümkündür. Kanun ayrıca bir geçiş kaydı koymuştur: bu tarihten önce açılmış davalar bakımından önceki düzenleme uygulanmaya devam eder. Aynı değişiklikle duruşmalar arasındaki sürenin üç ayı aşamayacağı da öngörülmüş, bilirkişi incelemesinin uzaması gibi zorunlu hâllerde hâkime gerekçe göstererek daha uzun süre belirleme yetkisi tanınmıştır.
Karar, Faiz ve İcra
Tazminat alacağında faizin hangi tarihten işlemeye başlayacağı sorumluluğun dayanağına göre değişir ve bu alanda 2026 yılında yapılan değişiklik belirleyicidir.
Genel kural kanunda açıkça düzenlenmiştir: haksız fiilde borçlu, fiilin işlendiği tarihte temerrüde düşer; yani ayrıca ihtar gerekmez. Buna karşılık 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme, bu tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller ve zarar doğuran olaylar bakımından, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile destekten yoksun kalma kayıpları için faiz başlangıcını ikiye ayırmıştır: zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin tazminata olayın meydana geldiği tarihten, kazancının bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. Aynı değişiklikle, ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemelerin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edileceği düzenlenmiştir. Bu hükümler yalnızca belirtilen tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanır; önceki olaylar bakımından maddenin eski hâli geçerliliğini korur.
Kanuni faiz oranının belirlenme yöntemi de 31 Temmuz 2026'da değişmiştir; bu değişiklik için olay tarihine bağlı bir geçiş kaydı öngörülmemiştir.
Sözleşmeye dayanan taleplerde faiz temerrüt kurallarına göre belirlenir; sigortacıya karşı taleplerde ise poliçe ve mevzuatta öngörülen ödeme süresi belirleyici olur.
Kanun ayrıca iki esneklik tanımıştır. Bedensel zararın kapsamı karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir. Zarar gören iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine davalının geçici ödeme yapmasına karar verebilir; yapılan geçici ödemeler hükmedilen tazminata mahsup edilir.
Kararın icrası aşamasında tahsil, haciz ve satış işlemleri icra hukukunun kurallarına göre yürür. Sorumlunun sigortalı olduğu hâllerde tahsil imkânı poliçe limitiyle sınırlıdır; limiti aşan kısım için sorumluya başvurulur. Sigortacı tazminatı ödediğinde hukuken sigortalının yerine geçer; zararı kısmen tazmin etmişse sigortalı kalan kısım için sorumlulara karşı başvurma hakkını korur. İcra boyutu icra ve iflas hukuku sayfasında ele alınmaktadır.
Ne istenebilir
Tazminat Kalemleri
Maddi Tazminat
Kanun bedensel zararları sayarken "özellikle şunlardır" ifadesini kullanmış, yani sayımı sınırlayıcı değil örnekleyici tutmuştur. Sayılan kalemler tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır.
Son iki kalem ayrı bentlerde düzenlenmiştir ve birbirinin tekrarı değildir. Kanun bentleri yalnızca adlandırmakla yetinmiş, içeriklerini tanımlamamıştır; uygulamada çalışma gücünün azalmasından doğan kaybın kişinin kazanç elde etme kapasitesindeki azalmayı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kaybın ise çalışma hayatındaki konumunun zayıflamasını karşıladığı kabul edilmektedir. Sayım örnekleyici olduğundan, listede yer almayan bir zarar kalemi de genel hükümler uyarınca istenebilir.
Uygulamada çalışma gücü kaybı oranı, tedavi tamamlandıktan sonra düzenlenen rapor üzerinden belirlenmekte; bu nedenle tedavi süreci devam ederken yapılan hesap geçici nitelik taşımaktadır. Kanun bu belirsizliğe iki ayrı çözüm sunar: kapsam karar anında tam olarak belirlenemiyorsa hâkim tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir, ve koşulları varsa dava sürerken geçici ödeme yapılmasına karar verebilir. İkisi de yukarıdaki süreç bölümünde ele alınmıştır.
Ödemenin biçimi de hâkimin takdirindedir: tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler; tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse borçlu güvence göstermekle yükümlüdür. Bu kural, uzun vadeli ödemeye hükmedilen dosyalarda alacaklı bakımından pratik bir koruma sağlar.
Destekten Yoksun Kalma
Ölüm hâlinde uğranılan zararlar da "özellikle" kaydıyla sayılmıştır: cenaze giderleri, ölümün hemen gerçekleşmemesi hâlinde tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalanların bu sebeple uğradıkları kayıplar.
İkinci kalem, kanunun tek bir koşula bağladığı bir kalemdir: ölüm hemen gerçekleşmemişse, aradaki döneme ilişkin tedavi giderleri ile çalışma gücü kaybı, cenaze giderleri ve destekten yoksun kalma kayıplarının yanında ayrıca sayılmıştır. Bu nedenle ölümün kazayla aynı anda gerçekleşip gerçekleşmediği, talep kalemlerini doğrudan etkiler.
Destekten yoksun kalma tazminatının mirasçılık sıfatından bağımsız bir talep olduğu kabul edilmektedir: belirleyici olan, ölenin fiilen destek sağlayıp sağlamadığı ve destek sağlamaya devam edecek olup olmadığıdır. Bu nedenle mirası reddeden bir kişinin de bu tazminatı isteyebileceği, buna karşılık yalnızca mirasçı olmakla bu tazminata hak kazanılmadığı kabul edilir.
Manevi Tazminat
Manevi tazminat, maddi kayıpların karşılığı değil; kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmenin giderilmesine yönelik bir taleptir. Kanun bedensel bütünlüğün zedelenmesi hâlinde, olayın özelliklerini göz önünde tutarak zarar görene uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebileceğini düzenlemiştir.
Bunun yanında kanun ikinci bir hâl öngörmüştür: ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat ödenmesine karar verilebilir. Bu iki hâl aynı cümlede düzenlendiğinden, yakınların talep hakkı yalnızca ölüm hâline özgü değildir — ağır bedensel zarar hâlinde de gündeme gelir.
Miktar hâkim tarafından, olayın özelliklerini göz önünde tutarak takdir edilir. Bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatının hesabına ilişkin özel sınırlar manevi tazminata uygulanmaz; buradaki ölçüt kanunun kendi ifadesiyle olayın özellikleridir.
Eşya ve Diğer Zararlar
Eşyaya verilen zararda kural, zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmenin giderilmesidir. Kanunda bu zararın nasıl hesaplanacağına ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır; onarımı mümkün olan zararda onarım gideri, onarımın ekonomik olmadığı hâllerde ise malın zarar öncesi değeri ile hasarlı hâlindeki değeri arasındaki farkın esas alındığı ve onarım sonrasında malın değerinde kalan düşüşün de ayrı bir kalem olarak istenebildiği genel hükümler çerçevesinde kabul edilmektedir.
Bu kalem bakımından iki sınır önem taşır. Bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatının hesabına ilişkin özel hükümler — denkleştirme yasağı ve faize ilişkin düzen dâhil — eşya zararını kapsamaz; burada genel hükümler işler. İkinci sınır sigortadandır: kalemin teminat kapsamında olup olmadığı poliçeye göre belirlenir ve zorunlu sigorta ile ihtiyari sigortanın kapsamı ile limitleri farklıdır. Zorunlu sigortanın teminatını aşan kısım için sorumluya başvurulması gerekir.
Sorumluluğun dayanağı
Kusur, Kusursuz Sorumluluk ve İndirim Sebepleri
Kusura dayanan sorumlulukta zarar görenin; hukuka aykırı bir fiili, zararı, fiil ile zarar arasındaki illiyet bağını ve failin kusurunu ispat etmesi beklenir. Kanun bunu açıkça düzenlemiş ve zarar göreni zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altına koymuştur. Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür; kanun ayrıca, zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile ahlaka aykırı bir fiille kasten zarar verenin de sorumlu olduğunu öngörmüştür.
Buna karşılık kanun bazı hâllerde sorumluluğu kusurdan bağımsız kurmuştur ve bu hâller kendi içinde ikiye ayrılır. Bu ayrım sitede sıkça birbirine karıştırılan bir noktadır.
Birinci grup özen sorumluluğudur ve burada sorumlu, gerekli özeni gösterdiğini ispat ederek kurtulabilir. Adam çalıştıran, çalışanının kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür; ancak çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken ve gözetim ve denetimde bulunurken zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz. Bu üç ayak birlikte aranır. Bir işletmede adam çalıştıran bakımından ölçüt daha da ağırdır: burada kişisel özen değil, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğu ispat edilmedikçe sorumluluk doğar. Adam çalıştıranın ödediği tazminat için çalışana rücuu ise ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde mümkündür. Hayvan bulunduranın sorumluluğunda da benzer bir kurtulma imkânı vardır; burada sorumlu kişi hayvanın maliki değil, bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişidir.
İkinci grup ise gerçek anlamda objektif sorumluluktur ve burada özen ispatıyla kurtulma imkânı yoktur. Yapı malikinin sorumluluğu bu gruptadır: bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür ve kanun burada özen sorumluluğu hükümlerindeki kurtulma cümlesine yer vermemiştir. Sorumluluk malike bağlıdır; intifa ve oturma hakkı sahipleri ise yalnızca bakımdaki eksikliklerden doğan zararlardan malikle birlikte müteselsilen sorumludur. Tehlike sorumluluğu da bu gruptadır: önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğunda işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumlu olur. Kanun bu işletmeyi, mahiyeti veya kullanılan malzeme, araç ya da güçler göz önünde tutulduğunda bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli işletme olarak tanımlamıştır. Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklı tutulduğundan, motorlu araç işleteninin sorumluluğunda Karayolları Trafik Kanunundaki özel düzen uygulanır. Ayrıca kanun, faaliyete hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile zarar görenlerin uğradıkları zararın uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebileceklerini öngörmüştür.
Birden çok kişinin birlikte bir zarara sebebiyet vermesi veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olması hâlinde müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır; zarar gören tazminatın tamamını sorumlulardan herhangi birinden isteyebilir. Sorumlular arasındaki iç ilişkide paylaşımda ise kusurun ağırlığı ve yaratılan tehlikenin yoğunluğu birlikte gözetilir; tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi bu fazla ödeme için diğerlerine rücu hakkına sahip olur ve zarar görenin haklarına halef olur.
Tazminatın kapsamı her hâlde zararın tamamı olmak zorunda değildir. Türk Borçlar Kanunu indirim için iki ayrı hüküm öngörmüştür. Zarar gören zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Bunun yanında ayrı ve daha sıkı koşullara bağlı bir indirim imkânı vardır: zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim tazminatı indirebilir. Bu üç koşul birlikte gerçekleşmedikçe bu hükme dayanılamaz ve buradaki yaptırım yalnızca indirimdir, tamamen kaldırma değildir.
Zarar görenin aldığı ödemelerin tazminattan düşülmesi konusunda kanun, beklenenin aksine bir yasak getirmiştir. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bedensel zararların ve destekten yoksun kalma zararlarının belirlenmesinde gözetilemez ve zarar veya tazminattan indirilemez. Denkleştirme ancak bu yasağın dışında kalan ödemeler, yani rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşıyan ödemeler bakımından gündeme gelir. Bu nedenle Kurumun yaptığı her ödemenin tazminattan düşüleceği varsayımıyla hareket edilmemelidir.
Aynı hüküm bir yasak daha içerir: destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar bakımından hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz. Bu yasak manevi tazminata ilişkin değildir; manevi tazminatta hâkim, olayın özelliklerini göz önünde tutarak uygun bir miktar belirler.
Son olarak usuli bir nokta sonucu doğrudan etkiler: zamanaşımı ileri sürülmedikçe hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz. Süresi geçmiş bir talep, karşı taraf def'i ileri sürmezse bu sebeple reddedilmez. Buna karşılık zamanaşımından önceden feragat edilemez.
Süreler
Tazminat Taleplerinde Zamanaşımı
Tazminatta zamanaşımı, dayanağa göre değişen ve bir kısmı iki süreyi birlikte işleten bir yapıdadır: öğrenmeye bağlı kısa süre ile fiile veya olaya bağlı üst süre. Kısa süre öğrenmeyle başladığı için olaydan yıllar sonra da işlemeye başlayabilir; üst süre ise her hâlde olay tarihinden işler ve öğrenmeden bağımsızdır. Sözleşmeye dayanan taleplerde süre alacağın muaccel olmasıyla işler; süre uzunluğu ise sözleşme tipine göre değişir — kanunda aksine hüküm bulunmadıkça on yıl, vekâlet ve eser sözleşmelerinde kural olarak beş yıldır.
Bunun önemli bir istisnası vardır: tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, hukuk davasında o uzun süre uygulanır. Bu kural ağır cezai fiillerden doğan tazminat taleplerinde genel süreleri fiilen genişletir.
| Dayanak | Kısa süre | Üst süre | Başlangıç |
|---|---|---|---|
| Haksız fiil (genel) | 2 yıl | 10 yıl | öğrenme / fiil tarihi |
| Trafik kazası — maddi zarar | 2 yıl | 10 yıl | öğrenme / kaza günü |
| Sigortacıya karşı — sorumluluk sigortası (trafik dışı) | — | 10 yıl | sigorta konusu olay |
| Sözleşmeye aykırılık (genel) | — | 10 yıl | muacceliyet |
| Vekâlet / eser sözleşmesi | — | 5 yıl | muacceliyet |
| İş kazası ve meslek hastalığı | — | 10 yıl | muacceliyet |
| Müteselsil sorumlular arası rücu (genel) | 2 yıl | 10 yıl | ödeme ve sorumluyu öğrenme |
| Cezai fiilden doğan tazminat | ceza zamanaşımı | ceza zamanaşımı | ceza mevzuatına göre |
Tablonun ikinci satırında yer alan sınırlama önemlidir: trafik kazalarına ilişkin özel zamanaşımı hükmü lafzı gereği yalnızca maddi zararlara ilişkindir ve manevi tazminat talebine hangi sürenin uygulanacağını düzenlememiştir. Aynı hüküm bu hâlde genel hükümlere yollama yapmaktadır. Trafik kazası zamanaşımının genel haksız fiil süresinden ayrıldığı bir başka nokta da üst sürenin başlangıcıdır: burada süre kaza gününden işler.
Tabloda yer alan iki satır bakımından öncelik kuralı önem taşır. Sorumluluk sigortalarında sigorta konusu olaydan itibaren işleyen on yıllık süre genel kuraldır; ancak kanun diğer kanunlardaki hükümleri saklı tuttuğu için, zorunlu trafik sigortasına dayanan taleplerde Karayolları Trafik Kanunundaki özel süre uygulanır. Rücu bakımından da bir fark vardır: tabloda gösterilen üst süre genel hükme ilişkindir, trafik kazalarında rücu için bir üst süre öngörülmemiştir. Sağlık hizmetinden doğan taleplerde süre ise yukarıda hekim ve sağlık kuruluşu sorumluluğu başlığında ele alınmıştır.
İş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat için sosyal güvenlik mevzuatında veya iş mahkemeleri mevzuatında özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Bu taleplerin sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi kılınmış olması sebebiyle genel on yıllık zamanaşımı uygulanır. İşverenle arasında hizmet sözleşmesi bulunmayan üçüncü kişilere karşı açılan davada ise haksız fiil süresi işler. Zamanaşımının başlangıcı bakımından kanun iş kazasına özgü bir düzenleme yapmamış olup, sürekli iş göremezlik oranının sonradan kesinleştiği hâllerde başlangıcın kaydırıldığı uygulamada kabul edilmektedir.
İdari sorumluluk bu tablonun dışındadır ve yapısı farklıdır. Orada işleyen bir zamanaşımı süresi değil, idareye başvuru süresi ile dava açma süresinden oluşan iki aşamalı bir düzendir; ayrıntısı yukarıda ele alınmıştır.
Zamanaşımının kesilmesi ve durması ayrı bir başlıktır. Kanun kesme sebeplerini iki grupta saymıştır: borçlunun borcu ikrar etmesi — özellikle faiz ödemesi, kısmen ifada bulunması, rehin vermesi veya kefil göstermesi — ile alacaklının dava veya def'i yoluyla mahkemeye ya da hakeme başvurması, icra takibinde bulunması veya iflas masasına başvurmasıdır. Arabuluculuğa başvurulması bu sebepler arasında yer almaz; arabuluculuk sürecinde zamanaşımı durur, kesilmez. Kesilmeyle yeni bir süre işlemeye başlar; borç bir senetle ikrar edilmiş veya mahkeme ya da hakem kararına bağlanmışsa yeni süre her zaman on yıldır.
Kesmenin kimlere karşı sonuç doğurduğu, uygulamada beklenenin tersi yönde düzenlenmiştir. Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince diğerlerine karşı da kesilmiş olur; asıl borçluya karşı kesilince kefile karşı da kesilir, buna karşılık kefile karşı kesilmesi asıl borçluya karşı sonuç doğurmaz. Yani kesme kural olarak yayılır. Kişisel etki kuralı kesmeye değil, feragate ilişkindir: müteselsil borçlulardan birinin zamanaşımından feragat etmiş olması diğerlerine karşı ileri sürülemez. Trafik kazalarında bu etki daha da geniştir ve iki yönlüdür: zamanaşımı tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse sigortacıya karşı da kesilmiş olur, sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı da tazminat yükümlüsü bakımından kesilmiş sayılır. Bunun pratik sonucu şudur: sigortacıya karşı dava öncesi süreç uzarken işletene karşı açılmış bir dava, zamanaşımını sigortacı yönünden de kesmiş olur.
Yabancılık unsuru
Yabancı Unsurlu Tazminat Dosyaları
Zararın yabancı bir kişi tarafından verilmesi, yabancı bir kişinin zarar görmesi veya olayın yurt dışında gerçekleşmesi tazminat dosyasına ek usul adımları ekler. Turizm ve yabancı yerleşik nüfusun yoğun olduğu Alanya gibi yerlerde bu başlık, trafik kazası dosyalarında gündeme gelebilir.
Uygulanacak Hukuk
Haksız fiilden doğan borçlarda kural, haksız fiilin işlendiği ülke hukukudur. Fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması hâlinde zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır. Borç ilişkisinin başka bir ülkeyle daha sıkı ilişkili olması hâlinde ise o ülke hukuku uygulanır. Kanun ayrıca iki imkân tanımıştır: haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukuk imkân veriyorsa zarar gören talebini doğrudan doğruya sorumlunun sigortacısına karşı ileri sürebilir; ve taraflar haksız fiilin meydana gelmesinden sonra uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler.
Türkiye'de gerçekleşen bir trafik kazasında tarafların yabancı olması, kural olarak Türk hukukunun uygulanmasını engellemez.
Yabancı Araç, Yeşil Kart ve Güvence Hesabı
Yurt dışında tescilli araçların Türkiye'de yol açtığı zararlarda, aracın Türkiye sınırlarında geçerli bir teminatı bulunup bulunmadığı belirleyicidir. Kanun, yabancı plakalı taşıtların Türkiye'de geçerli sigortaları yoksa zorunlu mali sorumluluk sigortasının Türkiye sınırlarına girişleri sırasında yapılacağını öngörmüştür. Bunun yanında, motorlu araçların zorunlu mali sorumluluk sigortasına ilişkin milletlerarası sözleşme uyarınca düzenlenen sigorta belgesi de ülkemizde geçerli sayılabilir. Bu sistemin Türkiye'deki muhatabı Türkiye Motorlu Taşıt Bürosudur ve Büro, yurt dışında düzenlenip ülkemizde geçerli bulunan sigorta sözleşmeleri kapsamında bu araçların sebep olduğu hasarların tedvir ve tasfiyesini temin etmekle görevlidir.
Ödeme bakımından işleyiş şu şekildedir: bu kapsamdaki hasar dosyaları Büro tarafından tekemmül ettirilir ve tazminat Güvence Hesabından ödenir. Zarar görenin Güvence Hesabına doğrudan başvurmadığı, Hesaba Büro tarafından başvurulduğu gözetilmelidir.
Güvence Hesabının kapsamı ise sanıldığından dardır ve büyük ölçüde bedensel zararla sınırlıdır. Sigortalının tespit edilemediği hâllerde, teminat tutarları dâhilinde sigortasını yaptırmamış olanların neden olduğu zararlarda ve çalınmış veya gasp edilmiş bir aracın karıştığı kazada — bu son hâlde yalnızca kanun uyarınca işletenin sorumlu tutulmadığı durumlarda — Hesaba yalnızca kişiye gelen bedensel zararlar için başvurulabilir. Maddi zararın da kapsandığı tek hâl, sigorta şirketinin ruhsatlarının iptali ya da iflasıdır. Bunun dışında eşyaya gelecek zararların Hesaptan karşılanması Cumhurbaşkanı kararına bağlıdır. Hesabın ayrı bir teminat sınırı bulunmayıp ödeme, ilgili zorunlu sigortayla saptanan geçerli teminat miktarlarına kadar yapılır.
Yetki, Teminat ve Tebligat
Haksız fiilden doğan davalarda kanun, davalının yerleşim yeri mahkemesinin yanında dört seçimlik yetki yeri daha tanımıştır: haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği yer, zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer ve zarar görenin yerleşim yeri. İş kazasından doğan tazminat davalarında ise iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir ve bu hükümlere aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir. Yetki sözleşmesi yapma imkânı genel olarak yalnızca tacirlere ve kamu tüzel kişilerine tanınmıştır.
Trafik kazalarına özgü yetki kuralı 2024 yılında daralmıştır. Anayasa Mahkemesinin kararıyla ilgili fıkradan "merkez" ibaresi iptal edilmiş olup, motorlu araç kazalarından doğan hukuki sorumluluk davaları artık sigortacının şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde ya da kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde açılabilir. Sigortacının merkezinin bulunduğu yer artık bu hükme dayanan bir yetki yeri değildir.
Teminat konusunda iki ayrı rejim vardır ve karıştırılmamalıdır. Usul kanunundaki teminat yükümlülüğü Türkiye'de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşı davacıya ilişkindir. Yabancı gerçek ve tüzel kişiler bakımından ise milletlerarası özel hukuk mevzuatında ayrı bir hüküm bulunur: Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. Bu hükümde "mutad mesken" kaydı bulunmadığından kapsamı usul kanunundaki hükümden geniştir. Mahkeme, karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.
Yurt dışında bulunan davalıya tebligat, kural olarak o memleketin yetkili makamı aracılığıyla yapılır ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler çerçevesinde yürütülür; muhatabın Türk vatandaşı olması hâlinde tebliğ o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir. Bu yol dosyanın süresini belirgin biçimde uzatır ve dava planlamasında baştan hesaba katılmalıdır.
Yabancı Kararların Tanınması ve Tenfizi
Yabancı bir mahkeme kararına dayanılarak Türkiye'de doğrudan icra takibi başlatılamaz; önce yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir. Görevli mahkeme asliye mahkemesidir ve bu davalar basit yargılama usulüne tabidir. Tanıma, kararın kesin delil veya kesin hüküm olarak kabulünü sağlar; icra edilebilirlik ise tenfize bağlıdır.
Tenfiz için aranan şartlar arasında karşılıklılık yer alır; bu şart karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, ilgili devlette Türk mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmü veya fiilî uygulama ile sağlanabilir. Kanun bu şartın tanımada aranmayacağını açıkça öngörmüştür. Tenfiz talebinin reddine yol açabilecek diğer şartlar arasında kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması ve aleyhine tenfiz istenen kişinin usulüne uygun biçimde çağrılmış veya temsil edilmiş olması yer alır. Tazminat kararları bakımından bu şartlardan pratikte en çok tartışılanı kamu düzeni denetimidir. Kanun tazminat ilamlarına özgü ayrı bir rejim öngörmemiş olup, bu kararlar diğer hukuk davası ilamlarıyla aynı hükümlere tabidir. Temyizin yerine getirmeyi durdurduğu da gözetilmelidir.
Değerlendirme ölçütleri
Tazminat Taleplerinde Değerlendirme Ölçütleri
Bir tazminat talebinde izlenecek yol; zararın hangi ilişkiden doğduğuna, sorumluluğun kusura dayanıp dayanmadığına, sorumlunun sigortalı olup olmadığına ve olaydan bu yana geçen süreye göre belirlenir. Bu değerlendirmede olay tespit tutanakları, sağlık kayıtları ve raporlar, varsa ceza soruşturması dosyası, sigorta poliçeleri ve gelir belgeleri birlikte ele alınır.
Bedensel zarar ve ölüm hâllerinde çalışma gücü kaybı oranı, tedavinin tamamlanıp tamamlanmadığı ve destek ilişkisinin varlığı belirleyici olur. Malvarlığı zararlarında ise onarım imkânı, değer kaybı ve poliçe kapsamı öne çıkar. Dava öncesinde tamamlanması gereken başvurular ile dava şartı olarak arabuluculuğun uygulanıp uygulanmadığı her dosyada ayrıca belirlenir; aynı olayda farklı davalılar bakımından farklı ön koşulların işlediği gözetilir.
Yabancı taraf veya yurt dışı unsuru bulunan dosyalarda uygulanacak hukuk, yetki, teminat, tebligat ve yabancı kararların tenfizi ek olarak değerlendirilir.
Somut uyuşmazlıklarda hukuki değerlendirme, olayın ve zararın özelliklerine göre değişir.
Büronun faaliyet gösterdiği alanlar arasında tazminat hukukundan doğan uyuşmazlıklar yer almaktadır. Görüşme talebi için iletişim sayfasından ulaşabilirsiniz.
Merak edilenler
Sık Sorulan Sorular
Trafik kazasından sonra doğrudan dava açabilir miyim?
Sigortacıya karşı dava açmadan önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde yazılı olarak cevap vermemesi veya verilen cevabın talebi karşılamaması hâlinde dava açılabilir ya da Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulabilir. Sigortacının, belgeler kendisine iletildikten sonra sekiz iş günü içinde ödeme yapması gerekir. Bunun yanında sigortacıya karşı açılan dava ticari dava sayıldığı ve konusu bir miktar para olduğu için kural olarak dava şartı olarak arabuluculuğa da tabidir; yani iki ön koşul üst üste gelir. Araç işletenine veya sürücüye karşı açılan dava ise haksız fiile dayandığı için kural olarak bu kapsamda değildir.
Kaza yapan aracın sigortası yoksa ne olur?
Sigortalının tespit edilemediği ve sigortasını yaptırmamış olanların neden olduğu zararlarda Güvence Hesabı gündeme gelir. Ancak kapsam bu hâllerde yalnızca bedensel zararlarla sınırlıdır; maddi zararın da karşılandığı tek hâl, sigorta şirketinin ruhsatlarının iptali ya da iflasıdır. Çalınmış veya gasp edilmiş bir aracın karıştığı kazada Hesaba başvurulabilmesi, ayrıca kanun uyarınca işletenin sorumlu tutulmadığı bir durumun bulunmasına bağlıdır. Hesabın ayrı bir limiti yoktur; ödeme ilgili zorunlu sigortayla saptanan geçerli teminat miktarlarına kadar yapılır.
Manevi tazminat neye göre belirlenir?
Manevi tazminat maddi kayıpların karşılığı değildir; kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmenin giderilmesine yöneliktir. Kanun, ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat ödenmesine karar verilebileceğini öngörmüştür; yani yakınların talep hakkı yalnızca ölüm hâline özgü değildir. Miktar hâkim tarafından olayın özellikleri gözetilerek takdir edilir; bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatının hesabına ilişkin özel sınırlar manevi tazminata uygulanmaz.
Ölen yakınımın mirasını reddettim, tazminat isteyebilir miyim?
Evet. Bu talep mirasçılıktan doğmaz; ölenin size fiilen destek sağlayıp sağlamadığına bakılır. Mirası reddetmek talebi ortadan kaldırmadığı gibi, yalnızca mirasçı olmak da tek başına bu tazminata hak kazandırmaz.
İş kazası tazminatı için arabulucuya gitmek zorunlu mu?
Hayır. Kanun, iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında dava şartı olarak arabuluculuk hükmünün uygulanmayacağını açıkça öngörmüştür. Bu, tarafların isteyerek arabuluculuğa başvurmasını engellemez; yalnızca dava şartı olmadığı anlamına gelir.
Ne kadar süre içinde dava açmam gerekir?
Süre dayanağa göre değişir ve bir kısmında iki süre birlikte işler: öğrenmeye bağlı kısa süre ile olaya bağlı üst süre. Karşılaştırmalı tablo yukarıdaki zamanaşımı bölümünde yer almaktadır. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa o uzun süre uygulanır. İdari sorumlulukta ise yapı farklıdır: orada işleyen bir zamanaşımı süresi değil, önce idareye başvuru sonra dava açma süresinden oluşan iki aşamalı bir düzendir.
Ceza davası varsa tazminat davasını beklemek gerekir mi?
Ceza dosyasındaki tespitler hukuk davasında delil olarak sunulabilir. Kanun, hukuk hâkiminin beraat kararıyla ve ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ile zararın belirlenmesine ilişkin kararıyla bağlı olmadığını öngörmüştür. Kanun ceza davasının sonucunun beklenmesini zorunlu kılmamıştır; buna karşılık mahkeme ceza dosyasını bekletici sorun sayabilir. Ceza zamanaşımının uzatıcı etkisi bakımından ceza dosyasının niteliği ayrıca önem taşır.
SGK gelir bağladı, ayrıca tazminat isteyebilir miyim?
Kurumun karşıladığı kısım ile karşılanmayan kısım birbirinden ayrılır ve tazminat davası Kurumca karşılanmayan zarar bakımından açılır. Burada sık yapılan bir varsayımı düzeltmek gerekir: Kurumun yaptığı her ödeme tazminattan düşülmez. Kanun, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemelerinin ve ifa amacını taşımayan ödemelerin zararın belirlenmesinde gözetilemeyeceğini ve tazminattan indirilemeyeceğini öngörmüştür. Kurumun işverene veya üçüncü kişilere rücu hakkı ise ayrı bir ilişkidir ve kendi koşullarına tabidir.
İlgili çalışma alanları
Bu sayfadaki açıklamalar genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olayın koşulları farklı olduğundan, hukuki değerlendirme dosyaya özgü yapılmalıdır.
Sayfada yer alan bilgiler, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği çerçevesinde, uzmanlık anlamına gelmemek üzere büronun faaliyet gösterdiği alanlar hakkında bilgi verilmesi amacıyla yayımlanmıştır; iş elde etme amacı taşımaz.
Bu sayfanın görüntülenmesi veya sayfada yer alan bağlantılar ile iletişim bilgileri üzerinden iletişim kurulması, avukat ile başvuran arasında vekâlet ilişkisi kurulduğu anlamına gelmez ve işin kabul edildiği anlamına gelmez.
Sayfadaki bilgiler ve süreler 4 Eylül 2026 itibarıyla yürürlükteki mevzuata göre hazırlanmıştır. Mevzuat değişebileceğinden, süre hesabı her hâlde güncel kanun metnine göre yapılmalıdır.
Tazminat uyuşmazlıklarında izlenecek hukuki yol; zararın türüne, olayın gerçekleşme biçimine, kusur oranlarına, mevcut delillere ve talebin hukuki dayanağına göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle zararın ve sorumluluğun doğru belirlenmesi, başvuru ve dava sürelerinin takip edilmesi ve talep edilebilecek zarar kalemlerinin somut olay özelinde değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Merve Kartal
Avukat
