Alanya Ticaret Avukatı ve Ticaret Hukuku

Ticaret hukuku, ticari işletmeyi ve tacirler arasındaki ilişkileri kendine özgü kurallara bağlar. Aynı fiil, taraflardan biri tacir olduğunda farklı bir hukuki rejime tabi olabilir: ihtarın şekli, faiz oranı, ispat aracı ve görevli mahkeme değişir.

Bir uyuşmazlığın ticari nitelikte sayılıp sayılmadığı sonucu doğrudan etkiler. Ticari davalar, dava değerine bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görülür ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında ise dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır; bu şart yerine getirilmeden açılan dava usulden reddedilir.

Ticari uyuşmazlıklarda süreler kısadır ve bir kısmı hak düşürücü niteliktedir. Ticari satımda ayıbın bildirilmesi gün hesabıyla işler, genel kurul kararının iptali için öngörülen üç aylık süre kanunda hak düşüren süre olarak nitelendirilmiştir, haksız rekabette ise öğrenmeye bağlı bir süre ile fiile bağlı bir üst süre birlikte işler. Bu nedenle uyuşmazlığın ticari nitelikte olup olmadığının ve hangi sürenin işlemekte olduğunun erken belirlenmesi gerekir.

Alanya'da avukatlık bürosunda hukuki danışmanlık görüşmesi

Temel çalışma alanları

Ticaret Hukukunda Başlıca Uyuşmazlıklar

Ticari uyuşmazlıkların çoğu tek bir hükümden değil, ilişkinin ticari niteliğinden doğan bir kurallar bütününden kaynaklanır. Aynı alacak, taraflar tacir olduğunda farklı bir faiz rejimine, farklı bir ihtar şekline ve farklı bir ispat düzenine tabi olur.

01

Ticari Sözleşmeler ve Ticari Satım

Kanun her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesini öngörür. Ölçüt, tacirden ortalama bir kişiye göre daha yüksek bir özen beklenmesi anlamında değerlendirilir. Kanun bu ölçüte belirli bir yaptırım bağlamamakla birlikte, ölçüt uygulamada tacirin özen ve kusurunun değerlendirilmesinde ve sözleşme hükümlerinin yorumlanmasında dikkate alınır.

Tacirler arasındaki mal satımlarında ayıba ilişkin bildirim süreleri genel hükümlerden farklıdır ve gün hesabıyla işler. Ayıbın teslim sırasında açıkça belli olması hâlinde alıcının iki gün içinde satıcıya ihbarda bulunması gerekir. Ayıp açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle yükümlüdür; inceleme sonucunda ayıp ortaya çıkarsa ihbarın da bu süre içinde yapılması gerekir. Yani sekiz gün, ayıbın ortaya çıkmasından değil teslimden işleyen bir inceleme süresidir. Olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak nitelikteki ayıplar bakımından ise ayrı bir rejim geçerlidir: ayıbın varlığı sonradan anlaşıldığında derhâl bildirim yapılması aranır. Gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi hâlinde satılan kabul edilmiş sayılır. Buna karşılık satıcının ayıbı ağır kusuruyla gizlediği hâllerde, süresinde bildirim yapılmadığı ve iki yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği yönündeki savunmalar dinlenmez. Alıcının tüketici olduğu ilişkilerde bu iki ve sekiz günlük ihbar rejimi uygulanmaz; tüketici mevzuatının kendi süre ve ispat düzeni geçerli olur.

Tacirler arasında, karşı tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe veya sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbar ve ihtarların kanunda sayılan yollardan biriyle yapılması öngörülmüştür: noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla ya da güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile. Kanun bu yolları sayarken başka bir yönteme yer vermediğinden, âdi elektronik posta veya kısa mesajla yapılan bildirimlerin bu hükme uygunluğu tartışmalıdır; bu nedenle bildirimlerin kanunda sayılan yollardan biriyle yapılması önerilir. Hüküm, sayılan üç işleme ilişkin bildirimler için ve her iki tarafın da tacir olduğu ilişkilerde uygulanır; bunun dışındaki bildirimler ile taraflardan birinin tacir olmadığı hâllerde genel hükümler geçerlidir.

02

Ticari Alacaklar ve Cari Hesap

Ticari alacakların tahsilinde alacaklının önünde ihtar, arabuluculuk, dava ve icra takibi yolları bulunur; hangisinin seçileceği alacağın dayandığı belgeye ve ilişkinin niteliğine göre belirlenir. Fatura, ticari defter kayıtları ve cari hesap ekstresi bu değerlendirmede birlikte ele alınır.

Faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriğine itiraz etmezse bu içeriği kabul etmiş sayılır. Bu sonuç faturanın içeriğine ilişkindir; faturanın tek başına borcun veya sözleşmenin varlığını kurduğu anlamına gelmez. Kanun itiraz için belirli bir şekil öngörmemiştir; bununla birlikte itirazın yapıldığının ve tarihinin sonradan ispat edilebilmesi bakımından yazılı ve tarihi belirlenebilir yolların kullanılması önem taşır. Sözlü veya elektronik olarak kurulan sözleşmelerin içeriğini doğrulayan teyit mektupları için de aynı sekiz günlük süre öngörülmüştür.

Cari hesap sözleşmesi yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz. Hesaba geçirilen alacak ve borç kalemleri ayrılmaz bir bütün oluşturduğundan, hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri alacaklı veya borçlu sayılmaz. Hesap devresi sonunda devre hesabı kapatılır ve fark belirlenir; hesap devresi kararlaştırılmamışsa her takvim yılının son günü kapanış günü sayılır. Artan tutarı gösteren cetveli alan taraf, aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itiraz etmezse bakiyeyi kabul etmiş sayılır. Görüldüğü üzere kanun burada, faturaya itirazdan farklı olarak belirli bir şekil öngörmüştür. Cari hesabın tasfiyesine, kabul edilen veya mahkeme kararıyla saptanan bakiyeye, faiz alacaklarına, hesap hata ve yanılmalarına, hesap dışında tutulması gereken veya haksız olarak hesaba geçirilmiş kalemlere ve tekrarlanan kayıtlara ilişkin davalar, cari hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Faiz bakımından da özel bir düzen vardır: alacak sütununa yazılan tutarlara kaydolundukları tarihten, bakiyeye ise belirlenip hesaba kaydedildiği tarihten faiz işler; bakiye bakımından bileşik faize yol açabilecek uygulama yapılamaz ve buna aykırı sözleşme öngörülemez. Buna karşılık taraflar, üç aydan aşağı olmamak şartıyla faizlerin anaparaya eklenmesini, hesap devrelerini ve faiz ile komisyon miktarlarını sözleşmeyle belirleyebilirler.

Her tacir; ticari defterlerini, envanterlerini, açılış ve ara bilançolarını, finansal tablolarını, yıllık faaliyet raporlarını, aldığı ticari mektupları, gönderdiği ticari mektupların suretlerini ve defter kayıtlarının dayandığı belgeleri sınıflandırılmış biçimde saklamakla yükümlüdür. Bu belgeler on yıl saklanır ve süre, ilgili kaydın yapıldığı, tablonun düzenlendiği veya yazışmanın yapıldığı takvim yılının bitişiyle başlar. Ticari mektup, bir ticari işe ilişkin tüm yazışmaları kapsar. Açılış ve ara bilançoları ile finansal tablolar dışındaki belgeler, içerik olarak örtüşmeleri ve saklama süresi boyunca kayıtlara her an ulaşılabilmesi koşuluyla görüntü veya veri taşıyıcılarında saklanabilir. Defter ve belgelerin afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğraması hâlinde, zıyaın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde işletmenin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden belge verilmesi istenebilir.

03

Ortaklık ve Şirket Uyuşmazlıkları

Şirket ortakları arasındaki uyuşmazlıklar; pay devri, kâr dağıtımı, genel kurul kararlarının geçerliliği, bilgi alma ve inceleme hakkı, ortaklıktan çıkma ve çıkarılma ile şirketin sona ermesi başlıklarında yoğunlaşır.

Kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararları aleyhine iptal davası, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılır. Bu süre kanunda hak düşüren süre olarak nitelendirilmiştir. Davayı, toplantıda hazır bulunup olumsuz oy veren ve muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleri açabilir. Bunun yanında çağrının usulüne uygun yapılmaması, gündemin gereği gibi ilan edilmemesi, yetkisiz kişilerin toplantıya katılıp oy kullanması veya katılma ve oy kullanma hakkının haksız olarak engellenmesi gibi aykırılıkların karara etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, toplantıda hazır bulunup bulunmadıklarına ve olumsuz oy kullanıp kullanmadıklarına bakılmaksızın dava açabilir. Yönetim kurulu ile kararın yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna yol açacak yönetim kurulu üyeleri de davacı olabilir.

Pay sahibinin vazgeçilemez nitelikteki haklarını ortadan kaldıran veya sınırlandıran, bilgi alma ve inceleme haklarını kanunen izin verilen ölçünün dışında sınırlandıran ya da şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlar bakımından ise butlan gündeme gelir; kanundaki butlan sebepleri sınırlı sayıda değildir ve bu davalar için bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Mahkemenin şirketin istemi üzerine davacılardan teminat isteyebileceği ve kötüniyetle açılan iptal veya butlan davalarında davacıların şirketin zararından sorumlu tutulabileceği de gözetilmelidir.

04

Kıymetli Evrak ve Ticari Davalar

Poliçe, bono ve çekin taşıması gereken unsurlar kanunda tek tek sayılmıştır ve bu unsurlardan birini içermeyen senet, kanunun öngördüğü istisnalar dışında poliçe, bono veya çek sayılmaz. Ancak kanun bazı eksiklikleri karineyle tamamlar: vadesi gösterilmeyen senet görüldüğünde ödenecek sayılır, düzenlenme yeri gösterilmeyen senet düzenleyenin adı yanındaki yerde düzenlenmiş sayılır. Yabancı banka tarafından bastırılan çeklerde seri numarası veya karekod bulunmaması da senedin geçerliliğini etkilemez. Yani her eksiklik senedi kambiyo senedi olmaktan çıkarmaz.

Senedin kambiyo senedi niteliğini taşımaması hâlinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu kullanılamaz; icra mahkemesi bu durumu resen dikkate alarak takibi iptal edebilir. Bu hâlde alacak genel hükümlere göre talep edilir; senedin imzası ikrar edilmiş veya noterlikçe onaylanmış bir borç ikrarı içermesi hâlinde genel haciz yolunda dayanak oluşturması mümkündür. Kaybedilen asıl avantaj ise takip yolu değil, kambiyo hukukuna özgü def'i sınırlamasıdır: öğretide ve uygulamada, senedin kambiyo senedi niteliğini yitirmesiyle temel ilişkiden doğan def'ilerin ileri sürülebileceği kabul edilmektedir.

Kanun açık senede ilişkin özel bir kural getirmiştir: tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bir senedin aradaki anlaşmaya aykırı doldurulması hâlinde, düzenleyen bu iddiayı iyiniyetli hamile karşı ileri süremez. Aynı kural bonolar bakımından da geçerlidir. Bu nedenle imzalanan senedin eksiksiz doldurulması önem taşır.

Kıymetli evraktan doğan istemler, genel hükümlerden farklı ve kısa zamanaşımı sürelerine tabidir; süre senedin türüne, talebin yöneltildiği borçluya ve talebin niteliğine göre değişir. Bu sürelerin karşılaştırmalı tablosu sık sorulan sorular bölümünde yer almaktadır.

Ticari davalar, dava değerine bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görülür ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Bir davanın ticari nitelikte sayılıp sayılmadığı iki ölçüte göre belirlenir: her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar ile, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın kanunun ve kanunun göndermede bulunduğu mevzuatın saydığı hususlardan doğan davalar ticari dava sayılır. Kanun bu ikinci gruba bir istisna getirmiştir: herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar ticari dava değildir. Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevrelerinde, ticari bir davada görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi davaya devam eder. Asliye ticaret mahkemelerinde bazı dava ve işler bir başkan ile iki üyeden oluşan heyetçe görülür. Kanunda belirtilen parasal sınırın üzerindeki uyuşmazlıklar bu kapsamdadır; dava değerine bakılmaksızın heyetçe görülecek işler arasında ise iflas, iflasın kaldırılması ve kapatılması, konkordato ve yeniden yapılandırma; şirketler ve kooperatifler hukukundan kaynaklanan genel kurul kararlarının iptali ve butlanı, yönetim ve denetim organları aleyhine açılacak sorumluluk davaları, organların azli ve geçici organ atanması, fesih, infisah ve tasfiye davaları; tahkim şartına ilişkin itirazlar, hakemlerin seçimi ve reddi ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizi davaları sayılmıştır. Kanunun saydığı bu dava ve işler dışında kalan uyuşmazlıklar mahkeme hâkimlerinden biri tarafından görülür. Bu parasal sınır her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılır.

Adım adım süreç

Ticari Uyuşmazlıkta Süreç Nasıl İlerler?

01

İlişkinin Niteliğinin Belirlenmesi

İlk adım, uyuşmazlığın ticari nitelikte olup olmadığının belirlenmesidir. Bu belirleme yalnızca görevli mahkemeyi değil; uygulanacak faiz oranını, ihtarın şeklini, ayıp bildirim sürelerini ve arabuluculuğun dava şartı olup olmadığını da etkiler.

Bu aşamada sözleşme metni, faturalar, ticari defter kayıtları, cari hesap ekstreleri, ticaret sicili kayıtları ve varsa yazışmalar birlikte incelenir. Tarafların tacir olup olmadığı ve ilişkinin her iki taraf için de ticari sayılıp sayılmadığı ayrıca değerlendirilir.

Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir; sözleşmede oran kararlaştırılmamışsa kanuni faiz uygulanır. Kanuni faiz, Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden hesaplanır; bu oran 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan orandan beş puan veya daha çok farklıysa yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur. Temerrüt faizinde ise Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı oran bu miktardan fazlaysa, aralarında sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir; temerrüt faizi kararlaştırılmamış ve akdi faiz bu miktarın üstündeyse temerrüt faizi akdi faizden az olamaz. Aksine sözleşme yoksa ticari bir borcun faizi vadenin bitiminden, belli bir vade yoksa ihtar gününden işlemeye başlar. Faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi ancak cari hesaplarda ve her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğindeki ödünç sözleşmelerinde, üç aydan aşağı olmamak üzere kararlaştırılabilir ve bu şart sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz; bu sınırlara ve tüketicinin korunmasına ilişkin hükümlere aykırı olarak işletilen faiz yok hükmündedir. Oranlar yıl içinde değişebildiğinden hesabın güncel oranlarla yapılması gerekir.

02

İhtar ve Arabuluculuk

Ticari ilişkilerde temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe veya sözleşmeden dönmeye ilişkin ihtarın kanunda sayılan şekillerden biriyle yapılması gerekir; şekle aykırı bir ihtarın hükmü tartışmalı olduğundan, ihtarın hangi kanalla gönderildiği ve tebliğinin belgelenmesi önem taşır.

Ticari davaların bir bölümünde arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Bu şart, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları bakımından geçerlidir; şart yerine getirilmeden açılan dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir. Sayılan beş dava türü dışında kalan ticari davalar — örneğin genel kurul kararının iptali veya fesih davaları — ile konusu bir miktar para olmayan talepler bu zorunluluğun dışındadır. Taraflar arasında tahkim sözleşmesi bulunması hâlinde de dava şartı olarak arabuluculuk hükümleri uygulanmaz. İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma talepleri için arabuluculuk süreci beklenmez; bu kararlar alındıktan sonra dava açma süreleri arabuluculuk süresince işlemez. Ticari uyuşmazlıklarda arabulucu, başvuruyu görevlendirmeden itibaren altı hafta içinde, zorunlu hâllerde en çok iki hafta uzatarak sonuçlandırır.

Anlaşma sağlanırsa anlaşma belgesi iki yoldan biriyle ilam niteliğinde belge hâline gelir. Birincisi mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alınmasıdır. İkincisi, kanunlarda şerh alınmasının zorunlu kılındığı hâller dışında belgenin birlikte imzalanmasıdır; ticari uyuşmazlıklarda bu belgenin avukatlar ile arabulucu tarafından birlikte imzalanması, şerh aranmaksızın belgeye ilam niteliği kazandırır. Anlaşmaya varılması hâlinde üzerinde anlaşılan hususlar hakkında ayrıca dava açılamayacağından, belgenin hangi kalemleri kapsadığı imzalanmadan önce değerlendirilmelidir.

03

Dava veya Takip Süreci

Alacağın dayandığı belgeye göre icra takibi ya da dava yolu izlenir. Kambiyo senedi varsa senede özgü takip yolu, mahkeme kararı veya ilam niteliğinde belge varsa ilamlı takip, bunların yokluğunda genel haciz yolu gündeme gelir.

Para alacaklarında, alacak rehinle teminat altına alınmamış ve vadesi gelmişse, alacaklı borçlunun mallarına ihtiyati haciz konulmasını isteyebilir; bunun için ayrıca bir tehlike sebebi göstermesi gerekmez. Vadesi gelmemiş borçlarda ise ihtiyati haciz yalnızca kanunda sayılan hâllerde — borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması ya da mal kaçırma, kaçma veya hileli işlem hâlleri — istenebilir. İhtiyati haciz kararı alan alacaklının karar tarihinden itibaren on gün içinde infazı istemesi, ayrıca haczin uygulanmasından yedi gün içinde takip talebinde bulunması veya dava açması gerekir. Uyuşmazlık konusu bir mal veya hak bakımından ise, mevcut durumdaki bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin zorlaşacağından veya imkânsızlaşacağından yahut gecikme sebebiyle bir sakıncanın doğacağından endişe edilen hâllerde ihtiyati tedbir istenebilir; talep eden, davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır ve dava açılmadan önce alınan tedbirde uygulamanın talep edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas dava açılmalıdır.

Ticari davalarda ispat bakımından ticari defterler, faturalar ve ticari yazışmalar başvurulan delil araçlarıdır ve kanun bunların delil değerini koşullara bağlamıştır. Defterlerin delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Bu koşullar sağlansa bile defterlerin sahibi ve halefleri lehine delil olabilmesi için ayrıca; karşı tarafın aynı şartlara uygun tutulmuş defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması, karşı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi ya da defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Buna karşılık karşı tarafın aynı şartlara uygun defterlerinin ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde defterler sahibi lehine kullanılamaz; defterlerdeki lehe ve aleyhe kayıtlar da birbirinden ayrılamaz. Açılış veya kapanış onayı bulunmayan ya da kayıtları birbirini doğrulamayan defterler ise sahibi aleyhine delil olur.

04

Karar, Kanun Yolları ve İcra

İlk derece kararlarına karşı istinaf yoluna başvuru süresi kural olarak iki haftadır ve bu süre kararın usulen tebliğiyle işlemeye başlar; başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır; bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi de tebliğden itibaren iki haftadır. İstinaf ve temyiz bakımından ayrıca parasal sınırlar gözetilir: kanunda yer alan tutarlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır ve bu sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar dikkate alınır. Manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı ise miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında karar verdiği hâllerde temyiz edilebilirlik, 2026 yılında yapılan değişiklikle ayrı bir esasa bağlanmıştır; bu hâlde kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmının istinaf kesinlik sınırının üzerinde olması aranır ve kanunda öngörülen istisnalar saklıdır.

Kararın icrası aşamasında tahsil, haciz ve satış işlemleri icra hukukunun kurallarına göre yürür. Karşı tarafın şirket olması hâlinde şirketin mali durumu, tasfiye hâlinde olup olmadığı ve borca batıklık durumu tahsil imkânını doğrudan etkiler.

Sorumluluk şirket türüne bağlıdır

Şirket Türleri ve Sorumluluk

Sermaye şirketi

Anonim Şirket

Anonim şirket, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumludur; pay sahipleri ise sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur. Bu son ibare belirleyicidir: pay sahibinin sorumluluğunun muhatabı şirkettir, şirket alacaklısı doğrudan pay sahibine başvuramaz.

Kanunda öngörülen istisnalar dışında esas sözleşmeyle pay sahibine, pay bedelini veya payın itibarî değerini aşan primi ifa dışında borç yükletilemez. Pay devirlerinin şirketin onayına bağlı olduğu hâllerde ise esas sözleşmeyle, belli zamanlarda tekrarlanan ve konusu para olmayan ikincil yükümlülükler öngörülebilir.

Bu sınırlı sorumluluk kuralı özel hukuk borçları bakımından geçerlidir. Amme alacakları ile yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ayrı rejimlere tabidir ve aşağıda ele alınmaktadır. Yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görevleri arasında borca batıklık durumunda mahkemeye bildirimde bulunulması yer alır.

Sermaye şirketi

Limited Şirket

Limited şirket de borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur. Ortaklar şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Kanun bu iki yükümlülüğü aynı cümlede saymıştır; ek ödeme bir istisna değil, ortağın yükümlülük çemberinin parçasıdır.

Ek ödeme yükümlülüğü şirket sözleşmesinde esas sermaye payını esas alan belirli bir tutar olarak öngörülebilir ve bu tutar esas sermaye payının itibarî değerinin iki katını aşamaz. Yükümlülük ancak sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının zararı karşılayamaması, şirketin bu araçlar olmaksızın işlerine gereği gibi devamının mümkün olmaması ya da şirket sözleşmesinde tanımlanan özkaynak ihtiyacı doğuran bir hâlin gerçekleşmesi durumlarında istenebilir; iflasın açılmasıyla muaccel olur. Şirket, ortağın ayrılmasının tescil edildiği tarihten itibaren iki yıl içinde iflas etmişse eski ortaktan da ek ödeme yükümlülüğünü yerine getirmesi istenebilir. Mevcut ek ödeme veya yan edim yükümlülüklerini öngören ya da artıran genel kurul kararları ancak ilgili tüm ortakların onayıyla alınabilir.

Amme alacakları bakımından limited şirket ortağının durumu anonim şirket pay sahibinden farklı düzenlenmiştir; bu ayrım aşağıda ayrıca ele alınmaktadır.

Şahıs işletmesi

Gerçek Kişi Tacir

Ticari işletmeyi kendi adına işleten gerçek kişi tacirdir ve her türlü borcu için iflasa tabidir. Şirket tüzel kişiliği bulunmadığından işletme borçlarından tacirin kişisel malvarlığıyla sorumluluğu doğar.

Tacir sayılma, işletmeyi fiilen işletmekle sınırlı değildir: işletmeyi kurup açtığını ilan veya ticaret siciline tescil ettiren kişi fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Kanundan veya yargı kararından doğan bir yasağa aykırı ya da gerekli izin alınmaksızın bir ticari işletme işleten kişi de tacir sayılır. Amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar ve dernekler de tacir sayılır. Buna karşılık kamu yararına çalışan dernekler ile gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi işletseler bile kendileri tacir sayılmaz.

Ticareti terk eden tacir bakımından iflas yolu hemen kapanmaz; ilandan itibaren bir yıl içinde iflas yolu ile takip yapılabilir.

Şahıs şirketi

Kollektif ve Komandit Şirket

Kollektif şirkette ortaklar, şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün malvarlığı ile sorumludur; şirkete yeni giren kişi, girme tarihinden önce doğmuş olsa bile bu borçlardan diğer ortaklarla birlikte aynı şekilde sorumludur ve bu kurallara aykırı sözleşme şartları üçüncü kişiler hakkında geçerli olmaz.

Bununla birlikte sorumluluk kademelidir: şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı birinci derecede şirket sorumludur; ortağa karşı dava açılabilmesi veya takip yapılabilmesi için şirkete karşı yapılan icra takibinin semeresiz kalması ya da şirketin herhangi bir sebeple sona ermiş olması gerekir. Yalnız şirket aleyhine alınmış mahkeme kararı da bu koşullar gerçekleşmedikçe ortaklar hakkında icra edilemez.

Komandit şirkette ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış (komandite), diğerlerinin sorumluluğu ise belirli bir sermaye ile sınırlandırılmıştır (komanditer); komandite ortakların gerçek kişi olması gerekir, tüzel kişiler ancak komanditer olabilir. Komanditer, taahhüt ettiği sermaye borcunun henüz ödemediği tutarına kadar sorumludur ve şirket alacaklıları, şirket sona ermiş olmadıkça veya takip semeresiz kalmadıkça komanditere başvuramaz. Bu sınırın kanunî istisnaları vardır: adı şirket unvanında bulunan komanditer ile, ticari mümessil veya ticari vekil olarak hareket ettiğini açıkça bildirmeksizin şirket adına işlem yapan komanditer, üçüncü kişilere karşı komandite ortak gibi sorumlu sayılır.

Kollektif şirketin iflası hâlinde, şirket alacaklıları alacaklarını almadıkça ortakların kişisel alacaklıları şirket mallarına başvuramaz. Şirket iflas etmeksizin ortaklardan birisi iflas ederse, şirketin alacaklıları alacaklarının tamamıyla ortağın iflas masasına kabul olunur.

Ortaklık bakımından

Ortaklık İlişkileri, Yönetim ve Yapısal Değişiklikler

Şirket ortaklığı yalnızca sermaye koyma yükümlülüğü doğurmaz; kanunda öngörülen ve bir kısmı süreye bağlı olan haklar ile yerine getirilmesi gereken yükümlülükler barındırır. Bu hakların süresinde kullanılmaması, sonradan ileri sürülebilecek iddiaları önemli ölçüde daraltır.

Bilgi alma ve inceleme hakkı bakımından kanun, pay sahibi ile yönetim kurulu üyesini ayrı düzenlemiştir. Pay sahibinin hakkına göre finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve kâr dağıtım önerisi genel kurul toplantısından en az on beş gün önce şirketin merkez ve şubelerinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur; pay sahibi genel kurulda yönetim kurulundan şirketin işleri, denetçilerden denetimin yapılma şekli ve sonuçları hakkında bilgi isteyebilir. Bilgi verilmesi yalnızca şirket sırlarının açıklanacağı veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girebileceği gerekçesiyle reddedilebilir. Bu hak esas sözleşmeyle veya şirket organlarından birinin kararıyla kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz; istemi cevapsız bırakılan veya haksız olarak reddedilen pay sahibi, reddi izleyen on gün içinde asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Limited şirkette ortağın bilgi alma ve inceleme hakkı ayrı bir maddede düzenlenmiştir.

Yönetim kurulu üyesinin bilgi alma ve inceleme hakkı ise ayrı bir hükümde yer alır: her üye şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebilir, soru sorabilir, inceleme yapabilir ve bu haklar kısıtlanamaz, kaldırılamaz. Aynı maddenin son fıkrasına 2024 yılında eklenen cümlelerle yönetim kurulunun toplantıya çağrılması usulü yeniden düzenlenmiştir: üyelerin çoğunluğunun yazılı istemi üzerine başkan, istemin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yapılacak şekilde yönetim kurulunu toplantıya çağırmak zorundadır; bu süre içinde çağrı yapılmazsa veya başkan ya da başkan vekiline ulaşılamazsa çağrı doğrudan istem sahiplerince yapılabilir.

Yönetim kurulunun görev dağılımı ayrı bir maddede düzenlenmiştir; yönetim kurulu üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere en az bir başkan vekili seçer. Bu hükümde 2024 yılında yapılan değişiklikle "her yıl" ibaresi kaldırılmış, böylece başkan ve başkan vekilinin her yıl yeniden seçilmesi zorunluluğu sona ermiştir. Yönetim kurulunun toplantı ve karar nisapları ise başka bir maddede yer alır: esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır.

Pay devri şirket türüne göre farklı koşullara tabidir. Anonim şirkette, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe nama yazılı paylar sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilir; esas sözleşme devri şirketin onayına bağlayabilir ve bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar kanunen ancak şirketin onayıyla devrolunabilir. Onay verilmediği sürece payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm haklar devredende kalır; şirket onay istemini aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa onay verilmiş sayılır. Limited şirkette esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır; şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse devir için ortaklar genel kurulunun onayı şarttır ve devir bu onayla geçerli olur. Şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse genel kurul sebep göstermeksizin onayı reddedebilir; başvurudan itibaren üç ay içinde reddetmezse onayı vermiş sayılır. Devir yasaklanmış veya onay reddedilmişse ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkı saklıdır. Payların geçişlerinin tescili için müdürler tarafından ticaret siciline başvurulur; başvuru otuz gün içinde yapılmazsa ayrılan ortak kendi adının silinmesi için sicile başvurabilir.

Limited şirkette şirket sözleşmesi ortaklara çıkma hakkı tanıyabilir; bunun yanında her ortak haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Bir ortak çıkma istediğinde diğer ortaklar, haberin kendilerine ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde çıkmaya katılabilir. Çıkarma yönünden ise şirket sözleşmesinde ortağın genel kurul kararıyla çıkarılabileceği sebepler öngörülebilir ve ortak, çıkarma kararının noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir. Şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak çıkarılması da mümkündür. Anayasa Mahkemesi'nin 25/12/2025 tarihli kararıyla, bir ortağın haklı sebeple şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulmasını genel kurulun devredilemez yetkisi sayan ve bu kararı ağırlaştırılmış nisaba bağlayan hükümler iki ortaklı limited şirketler yönünden iptal edilmiştir; bu nedenle iki ortaklı şirketlerde izlenecek usul bakımından güncel kanun metni ayrıca kontrol edilmelidir; kanun haklı sebeple çıkma ve çıkarma davaları için ayrı bir süre öngörmemiştir. Ayrılan ortak, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkına sahiptir; bu akçe, şirketin kullanılabilir bir özkaynak üzerinde tasarruf etmesi, payların devredilebilir olması veya esas sermayenin azaltılmış olması hâllerinde muaccel olur ve ödenmeyen kısım şirkete karşı bütün alacaklılardan sonra gelen bir alacak oluşturur.

Kanun, sermayenin belirli bir oranını temsil eden pay sahiplerine azınlık hakları tanır. Genel kurulun toplantıya çağrılmasını ve gündeme madde konulmasını isteme hakkı, sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahiplerine aittir; istem noter aracılığıyla yapılır ve yönetim kurulu çağrıyı kabul ederse genel kurul en geç kırk beş gün içinde toplanacak şekilde çağrılır. İstem reddedilir veya yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmezse aynı pay sahipleri asliye ticaret mahkemesine başvurabilir ve mahkemenin kararı kesindir. Finansal tabloların müzakeresinin bir ay sonraya bırakılmasını isteme hakkı da aynı oranlara tanınmıştır. Özel denetim bakımından iki aşama vardır: bilgi alma veya inceleme hakkını daha önce kullanmış olan her pay sahibi, belirli olayların özel bir denetimle açıklığa kavuşturulmasını gündemde yer almasa bile genel kuruldan isteyebilir; genel kurul istemi reddederse, yukarıdaki oranlara sahip pay sahipleri veya paylarının itibarî değeri toplamı en az bir milyon Türk lirası olan pay sahipleri üç ay içinde mahkemeden özel denetçi atanmasını isteyebilir. Genel kurulu toplantıya çağırma ve gündeme madde koyma hakkı bakımından bu oran, esas sözleşmeyle daha az sayıda paya sahip pay sahipleri lehine düşürülebilir. Ayrıca haklı sebeplerin varlığında aynı oranlara sahip pay sahipleri şirketin feshini dava edebilir; mahkeme fesih yerine davacı pay sahiplerinin paylarının gerçek değeri ödenerek şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen başka bir çözüme de karar verebilir.

Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadır. Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludur. Şu kadar ki pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilir ve şirket alacaklıları bu istemi ancak şirketin iflası hâlinde ileri sürebilir. Kusuru ispat yükü davacıdadır. Kanunun ilk hâlinde sorumluların “kusurlarının bulunmadığını ispatlamadıkça” sorumlu tutulacağı yazılıydı; bu ibare 2012 yılında yapılan değişiklikle metinden çıkarılmış ve aynı değişiklikle yükümlülüğün kusurla ihlali şartı eklenmiştir. Hiç kimse kontrolü dışında kalan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar ya da yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz ve bu sorumlu olmama durumu, gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. Bir görevi veya yetkiyi kanuna dayanarak devreden organlar, devralanın seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, devralanın fiil ve kararlarından sorumlu olmaz. Tazminat istemi, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar; fiil cezayı gerektiriyor ve Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi ise tazminat davasına da o süre uygulanır. Limited şirkette müdürler ve yönetimle görevli kişiler görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmekle yükümlüdür; şirketin borca batık olması hâlinde durumu mahkemeye bildirmek müdürlerin devredilemez görevlerindendir ve sorumluluk bakımından anonim şirket hükümleri uygulanır.

Amme alacakları bakımından ortağın ve yöneticinin durumu, özel hukuk borçlarından farklı düzenlenmiştir. Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumludur ve bu Kanun hükümlerine göre takibe tabi tutulur; ortağın sermaye payını devretmesi hâlinde payı devreden ve devralan, devir öncesine ait amme alacaklarından müteselsilen sorumlu olur. Anonim şirket pay sahibi için bu nitelikte bir hüküm bulunmamaktadır; düzenleme farkı buradadır. Kanuni temsilcilerin sorumluluğu ise şirket türüne göre ayrım yapmaz: tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından tahsil edilir. Tüzel kişinin tasfiye hâline girmiş veya tasfiye edilmiş olması, kanuni temsilcinin tasfiyeye giriş tarihinden önceki dönemlere ait sorumluluğunu kaldırmaz; ödeme yapan temsilci asıl amme borçlusuna rücu edebilir. Vergi borçları bakımından ayrıca Vergi Usul Kanunu hükümleri uygulanır.

Şirketin mali durumunun bozulması kademeli olarak düzenlenmiştir. Son yıllık bilançoya göre sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar. Bu toplam üçte ikiye ulaşırsa, derhâl toplanan genel kurul sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermezse şirket kendiliğinden sona erer. Bu kademede uygulamanın çerçevesi ilgili Tebliğ ile ayrıntılandırılmıştır ve Tebliğ, kanun metnindeki iki seçeneğin yanına bir üçüncüsünü ekler: genel kurul sermaye azaltımı, sermayenin tamamlanması veya sermayenin artırılması yollarından birine karar verebilir; azaltım hâlinde sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının özvarlık içinde korunması şartıyla sermaye asgari sermaye tutarına kadar indirilebilir. Bu tedbirlerden birine karar verilmemesi hâlinde şirket kendiliğinden sona erer ve tasfiye genel hükümlere göre yürütülür.

Borca batıklık ise şirket aktiflerinin borçları karşılayamaması hâlidir. Şüphe uyandıran işaretler varsa yönetim kurulu, aktifleri hem işletmenin devamlılığı esasına hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden gösteren bir ara bilanço çıkarır; aktiflerin alacakları karşılamaya yetmediği anlaşılırsa durumu asliye ticaret mahkemesine bildirmek ve şirketin iflasını istemek zorundadır. Ancak iflas kararı verilmeden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batıklığı ortadan kaldıracak tutardaki alacakların alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmışsa iflas kararı verilmez. Yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı, bu iflas talebiyle birlikte veya iflas yargılaması sırasında konkordato da talep edebilir. İlgili Tebliğ, bu düzenlemelerin uygulanacağı şirketleri anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler olarak belirlemiştir.

Bu hesaplamada uygulamada belirleyici olan bir istisna bulunur: ilgili Tebliğ'in geçici hükmü uyarınca 1 Ocak 2027 tarihine kadar, sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin hesaplamalarda henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının tamamı ile 2020 ve 2021 yıllarında tahakkuk eden kiralamalardan kaynaklanan giderler, amortismanlar ve personel giderlerinin toplamının yarısı dikkate alınmayabilir. İstisna zorunlu değil ihtiyaridir; bu tutarlar finansal tablolara kaydedilmeyerek bilgi mahiyetinde dipnotlarda gösterilir. Döviz cinsinden borçlanan işletmeler bakımından bu hüküm, borca batıklık sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Sermaye tutarına ilişkin ayrı ve süreli bir yükümlülük daha bulunmaktadır. 2024 yılında eklenen geçici hükümle, sermayeleri kanunda öngörülen asgari tutarın altında olan anonim ve limited şirketlerin sermayelerini 31 Aralık 2026 tarihine kadar bu tutarlara yükseltmeleri öngörülmüş; aksi hâlde infisah etmiş sayılacakları düzenlenmiştir. Bu amaçla yapılacak genel kurul toplantılarında toplantı nisabı aranmaz, kararlar toplantıda mevcut oyların çoğunluğuyla alınır ve bu kararlar aleyhine imtiyaz kullanılamaz. Süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatma yetkisi ilgili Bakanlığa tanınmıştır.

Ticaret şirketlerinin birleşmesi, bölünmesi ve tür değiştirmesi ayrı bir başlık altında düzenlenmiştir. Tür değiştirmede yeni türe dönüştürülen şirket eskisinin devamıdır ve ortakların şirket payları ile hakları korunur; hangi türden hangi türe geçilebileceği kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. Birleşmede devrolunan şirketin ortaklarının, mevcut ortaklık paylarını ve haklarını karşılayacak değerde devralan şirketin payları üzerinde istemde bulunma hakkı vardır; tahsis olunan payların gerçek değerlerinin onda birini aşmaması şartıyla bir denkleştirme ödenmesi öngörülebilir. Devralan şirket devrolunanın oy hakkı veren bütün paylarına sahipse ya da oy hakkı veren payların en az yüzde doksanına sahip olup kanunun aradığı şartlar gerçekleşmişse birleşme kolaylaştırılmış düzene göre yapılabilir; bu hâlde birleşme raporu düzenlenmesi ve birleşme sözleşmesinin genel kurul onayına sunulması zorunlu olmayabilir.

Alacaklıların korunması bakımından kanun somut süreler öngörmüştür. Birleşmede alacaklılar, birleşmenin hukuken geçerlilik kazanmasından itibaren üç ay içinde istemde bulunurlarsa devralan şirket alacaklarını teminat altına alır; şirketler alacaklılarına Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yedişer gün aralıklarla üç defa yapacakları ilanla ve ayrıca internet sitelerine konulacak ilanla haklarını bildirir. Devrolunan şirketin borçlarından birleşmeden önce sorumlu olan ortakların sorumlulukları birleşmeden sonra da devam eder ve bu istemler birleşme kararının ilanı tarihinden itibaren üç yıl geçince zamanaşımına uğrar. Bölünmede alacaklılar aynı usulle ilanla çağrılır ve ilanların yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde istemde bulunanların alacakları teminat altına alınır; kendisine borç tahsis edilen şirket ifa etmezse bölünmeye katılan diğer şirketler ikinci derecede müteselsilen sorumlu olur. Ortaklık paylarının gereğince korunmadığı veya ayrılma karşılığının uygun belirlenmediği iddiasıyla denkleştirme akçesi saptanması, kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde dava edilebilir; bu dava kararın geçerliliğini etkilemez ve dava giderleri devralan şirkete aittir. Karara olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirtmiş ortaklar ise aynı iki aylık süre içinde iptal davası açabilir; işlemlerde bir eksiklik varsa mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. İşlemlere herhangi bir şekilde katılmış bulunan bütün kişiler, şirketlere, ortaklara ve alacaklılara karşı kusurları ile verdikleri zararlardan sorumludur. Bir ticari işletmenin bir ticaret şirketiyle birleşmesi veya bir ticaret şirketine dönüşmesi ile bir ticaret şirketinin ticari işletmeye dönüştürülmesi hâlleri de ayrıca düzenlenmiştir. Sermaye kaybı veya borca batık durumda olan bir şirketin, kaybolan sermayeyi karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bir şirketle birleşebileceği de ilgili Tebliğ'de öngörülmüştür.

Rekabetin sınırları

Haksız Rekabet ve Ticaret Unvanı

Kanun, haksız rekabete ilişkin hükümlerinin amacını "bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması" olarak tanımlar. Ayrıca genel bir yasak kuralı öngörür: rakipler arasındaki veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı ya da dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ve ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Bu düzenleme, korunan menfaatin yalnızca rakibin menfaatiyle sınırlı olmadığını gösterir.

Kanun haksız rekabet hâllerini altı bent hâlinde ve örnekleyici biçimde sayar; lafzıyla bunlar "haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır". Bentler şunlardır: dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar — kötüleme, kendi hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı beyan, karıştırılmaya yol açan önlemler ve hukuka aykırı karşılaştırmalı reklam dâhil on iki alt hâl; sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; iş şartlarına uymamak; dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak. Sayım örnekleyici olduğundan, listede yer almayan bir davranış da genel kural uyarınca haksız rekabet oluşturabilir.

İkinci bent üç görünümü kapsar: müşterileri mevcut sözleşmelerine aykırı davranmaya yöneltmek, üçüncü kişilerin işçi veya vekillerine hak etmedikleri yararlar sağlayarak yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltmek ve işçileri işverenlerinin üretim ve iş sırlarını ifşaya yöneltmek bu kapsamdadır.

Haksız rekabet nedeniyle ekonomik menfaatleri zarar gören veya bu tehlikeyle karşılaşabilecek olan kişi; fiilin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin men'ini, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını — yanlış veya yanıltıcı beyanların düzeltilmesi ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmazsa araç ve malların imhası dâhil —, kusur varsa maddi tazminatı ve kanunda öngörülen şartların varlığında manevi tazminatı isteyebilir. Tespit, men ve maddi durumun ortadan kaldırılması davaları kusur aranmaksızın açılabilir; maddi tazminat kusura, manevi tazminat ise ayrıca kişilik hakkının zedelenmiş olmasına bağlıdır. Maddi tazminat olarak hâkim, davalının haksız rekabet sonucunda elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da hükmedebilir.

Dava açma hakkı bakımından kanun üç grup öngörmüştür. Ekonomik çıkarları zarar gören müşteriler de aynı davaları açabilir, ancak araç ve malların imhasını isteyemez. Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili diğer mesleki ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşları ve kamusal nitelikteki kurumlar ise tespit, men ve maddi durumun ortadan kaldırılması davalarını açabilir; tazminat isteyemezler. Haksız rekabet fiili çalışanlar veya işçiler tarafından işlerini gördükleri sırada işlenmişse bu üç dava çalıştıranlara karşı da açılabilir; tazminat bakımından ise genel hükümler uygulanır.

Dava süresi bakımından kanun iki süreyi birlikte öngörmüştür: davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde doğumundan itibaren üç yıl. Kanun bu süreleri zamanaşımı olarak nitelendirmiştir; bu nedenle süre, davalı tarafından def'i olarak ileri sürülmedikçe mahkemece resen dikkate alınmaz. Buna karşılık kanun önemli bir uzatma öngörür: haksız rekabet fiili aynı zamanda Türk Ceza Kanunu uyarınca daha uzun dava zamanaşımına tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğindeyse, bu uzun süre hukuk davaları için de geçerli olur. Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen zamanaşımı sürelerinin, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça sözleşme ile değiştirilemeyeceği de gözetilmelidir.

Haksız rekabet yalnızca hukuki sorumluluk doğurmaz. Kanunda sayılan haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, hukuk davası açma hakkına sahip olanlardan birinin şikâyeti üzerine iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır. Fiil bir tüzel kişinin işleri görülürken işlenmişse ceza hükmü, tüzel kişi adına hareket eden veya etmesi gerekmiş olan organın üyeleri veya ortakları hakkında uygulanır.

Ticaret unvanı bakımından kanun ayrı bir koruma öngörmüştür: usulen tescil ve ilan edilmiş bir ticaret unvanını kullanma hakkı sadece sahibine aittir. Unvan bir başkası tarafından ticari dürüstlüğe aykırı biçimde kullanılırsa hak sahibi; durumun tespitini, kullanımın yasaklanmasını, haksız kullanılan unvan tescil edilmişse kanuna uygun biçimde değiştirilmesini veya sicilden silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminatı isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda elde edilmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da hükmedebilir. Kanun kusur kaydını yalnızca tazminata bağlamıştır; öğretide, tazminat dışındaki taleplerin kusur aranmaksızın ileri sürülebileceği kabul edilmektedir. Mahkeme, davayı kazanan tarafın istemi üzerine kararın gazetede yayımlanmasına da karar verebilir. İşletme adları da tescil ettirilmek koşuluyla aynı koruma hükümlerinden yararlanır.

Ticaret unvanına ilişkin bu koruma, marka mevzuatındaki korumadan ayrıdır ve iki koruma aynı olayda birlikte gündeme gelebilir. Sınai mülkiyet mevzuatı, başkasına ait bir ticaret unvanını içeren marka başvurusunun hak sahibinin itirazı üzerine reddedileceğini öngörür; buna karşılık bir işaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması da tescilli marka sahibi tarafından yasaklanabilecek kullanımlar arasındadır. Aynı fiil ayrıca haksız rekabet hükümlerini de gündeme getirebilir.

Alanya gibi turizm ve gayrimenkul faaliyetinin yoğun olduğu yerlerde işletme adı, tanıtım materyali ve çevrimiçi ilan içeriklerine ilişkin uyuşmazlıklar bu başlığın sık karşılaşılan görünümüdür. Böyle bir uyuşmazlıkta hem haksız rekabet hükümlerinin hem de ticaret unvanı ile marka hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca haksız rekabet hâlinde kanun, mevcut durumun korunması, maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabetin önlenmesi ve yanlış veya yanıltıcı beyanların düzeltilmesi gibi tedbirlere özel olarak yer vermiştir.

Yabancılık unsuru

Yabancı Unsurlu Ticari İlişkiler

Tarafların farklı ülkelerde bulunması, sermayenin yabancı olması veya borcun yabancı para üzerinden doğması ticari uyuşmazlıklarda ek usul adımları gerektirir. Bu başlık, hem uyuşmazlık öncesi sözleşme aşamasında hem de uyuşmazlık sonrasında belirleyici olur.

Yabancı Sermayeli Şirketler ve Yabancı Ortak

Türkiye'de kurulan bir şirkete yabancı gerçek veya tüzel kişilerin ortak olması kural olarak mümkündür. Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu uyarınca yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabidir ve Türkiye'de kurulan şirket, ortaklarının yabancı olmasından bağımsız olarak Türk hukukuna tabidir. Kanun, doğrudan yabancı yatırımlarda izin ve onay sistemini bilgilendirme sistemine dönüştürmüştür; bu nedenle kuruluş ve işleyişte genel hükümler uygulanır ve izin, genel kural değil özel kanun istisnasıdır.

Buna karşılık uluslararası anlaşmalar veya özel kanunlarda aksi öngörülen faaliyet alanlarında sınırlama ve izin rejimi gündeme gelebilir. Ayrıca ilgili Uygulama Yönetmeliği uyarınca elektronik sistem üzerinden dönemsel bildirim yükümlülükleri bulunur: yetkilendirmeyi izleyen bir ay içinde yatırımcı ve ortak listesi, her yıl en geç Mayıs ayı sonuna kadar faaliyet bilgi formu, sermaye artışı veya azalışı ile hisse devirlerinde bir ay içinde güncellenmiş ortak listesi bildirilir.

Alanya gibi yabancı sermayenin ve yabancı ortaklı işletmelerin yoğun olduğu yerlerde bu bildirim yükümlülüklerinin takibi, şirketin idari yaptırım riskini doğrudan etkiler.

Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye'deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur ve bu şubeler için yerleşim yeri Türkiye'de bulunan tam yetkili bir ticari mümessil atanır.

Taşınmaz Edinimi — Üç Ayrı Rejim

Taşınmaz edinimi bakımından üç durum birbirinden ayrılır ve bunların karıştırılması uygulamada sonuç doğuran bir hatadır.

Türkiye'de kurulu olup yabancı payı yüzde elli veya üzerinde olan ya da yönetim hakkını haiz kişilerin çoğunluğunu atama veya görevden alma yetkisi yabancıda bulunan şirketler, ana sözleşmelerinde belirtilen faaliyet konularını yürütmek üzere taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinebilir. Bu oranın altında kalan yabancı sermayeli şirketler ise yerli sermayeli şirketlerin tabi olduğu hükümler çerçevesinde edinim yapar. Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilir; bu nitelikte olmayan yabancı tüzel kişiler taşınmaz edinemez ve lehlerine sınırlı ayni hak tesis edilemez. Yabancı bir şirketin Türkiye'deki şubesi ayrı bir tüzel kişilik oluşturmaz; bu nedenle şube üzerinden yapılan edinimlerde şirketin kendi tabi olduğu rejimin uygulanacağı kabul edilmektedir.

Rehin bakımından kanun açık bir hüküm içerir: yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kurulmuş ticaret şirketleri lehine taşınmaz rehni tesisinde bu maddedeki sınırlamalar uygulanmaz. Buna karşılık rehnin paraya çevrilmesi yoluyla mülkiyet ediniminde durum farklıdır — bu yöndeki muafiyet yalnızca Türkiye'de kurulmuş yabancı sermayeli şirketlere ilişkin hükümde yer alır.

Türkiye'de kurulu ve yabancı payı yüzde elli veya üzerinde olan şirketler bakımından kanun ayrıca izin şartı öngörmüştür: askerî yasak bölgeler, askerî güvenlik bölgeleri ve stratejik nedenlerle belirlenen bölgelerdeki taşınmaz mülkiyeti edinimleri Genelkurmay Başkanlığının ya da yetkilendireceği komutanlıkların, özel güvenlik bölgelerindeki edinimler ise valiliğin iznine bağlıdır. Yabancı gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kurulmuş ticaret şirketleri bakımından ise Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu'nun kendi yasak ve izin rejimi uygulanır; bu Kanun ikinci derece kara askerî yasak bölgelerinde yabancılar için taşınmaz edinme yasağı öngörmekte, belirli bölgelerde ise Cumhurbaşkanı kararıyla yasak veya izin şartı getirilmesine imkân tanımaktadır.

Yetki, Tahkim ve Yabancı Kararların İcrası

Yetki sözleşmesi yapma imkânı yalnızca tacirlere ve kamu tüzel kişilerine, aralarındaki uyuşmazlıklar bakımından tanınmıştır; geçerlilik için yazılı şekil, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkemenin gösterilmesi şarttır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular ile kesin yetki hâllerinde yetki sözleşmesi yapılamaz. Uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşma ise ayrı bir rejime tabidir ve münhasır yetki kapsamında olmayan, yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda mümkündür; anlaşma yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur.

Tahkim anlaşmasının yazılı şekilde yapılması gerekir; kanun bu şart bakımından imzalı bir belgeyi, taraflar arasında teati edilen yazışmaları veya elektronik ortama geçirilmiş metni yeterli sayar. Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir. Geçerli bir tahkim şartı bulunmasına karşın mahkemede dava açılmışsa, karşı taraf tahkim itirazını bir ilk itiraz olarak cevap dilekçesinde ileri sürmek zorundadır; itirazın kabulü hâlinde mahkeme davayı usulden reddeder.

Yabancı bir mahkeme kararına dayanılarak Türkiye'de doğrudan icra takibi başlatılamaz; önce yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir. Tanıma, kararın kesin delil veya kesin hüküm olarak kabulünü sağlar; icra edilebilirlik ise tenfize bağlıdır. Tenfiz için aranan karşılıklılık şartı tanımada aranmaz; bu şart karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, ilgili devlette Türk mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmü veya fiilî uygulama ile sağlanabilir. Yabancı hakem kararlarında ise tenfiz için kararın kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış olması ya da taraflar için bağlayıcı olması yeterlidir; yetkili mahkeme öncelikle tarafların yazılı olarak kararlaştırdıkları yer asliye mahkemesi, böyle bir anlaşma yoksa aleyhine karar verilen tarafın Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer, bu da yoksa icraya konu malların bulunduğu yer mahkemesidir. Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır.

Yabancı Para ve Döviz Düzenlemeleri

Ticari sözleşmelerde bedelin yabancı para üzerinden kararlaştırılması hâlinde ödemenin hangi para birimiyle yapılacağı, sözleşmede aynen ödeme kaydı bulunup bulunmadığına bağlıdır. Böyle bir kayıt yoksa borçlu, borcu ödeme günündeki rayiç üzerinden Türk parasıyla da ödeyebilir; aynen ödeme kaydının bulunmadığı ve borcun ödeme gününde ödenmediği hâlde ise alacaklı, borcun aynen veya vade günündeki ya da fiilî ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Aynen ödeme kaydı varsa her iki imkân da ortadan kalkar. Bu rejim ticari sözleşmelerde de uygulanır. Yabancı para borcunda temerrüt faizi ise, sözleşmede daha yüksek bir akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadıkça, Devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanır.

Bunun yanında döviz cinsinden bedel kararlaştırılmasına ilişkin genel bir yasak bulunmaktadır. Türkiye'de yerleşik kişiler, Bakanlıkça belirlenen hâller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramaz. Bu genel yasağın istisnaları ilgili Tebliğ'de düzenlenmiştir. Tebliğ uyarınca yurt içindeki gayrimenkullere ilişkin satış ve kira sözleşmeleri, sözleşmeleri, taşıt satış ve taşıt kiralama sözleşmeleri ile kural olarak hizmet sözleşmelerinde döviz veya dövize endeksli bedel kararlaştırılamaz. Buna karşılık taşıt dışındaki menkul satış ve kiralama sözleşmeleri, döviz cinsinden maliyet içeren eser sözleşmeleri, Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlık bağı bulunmayan Türkiye'de yerleşik kişilerin alıcı, kiracı veya taraf olduğu belirli sözleşmeler, ihracat ve döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler kapsamındaki hizmet sözleşmeleri, Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli konaklama tesislerine ilişkin belirli sözleşmeler ile dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye'deki şube, temsilcilik ve yüzde elli ve üzeri pay sahibi olduğu şirketlerin ve serbest bölgelerdeki şirketlerin işveren veya hizmet alan olarak taraf olduğu iş ve hizmet sözleşmeleri istisna kapsamındadır.

Bu son istisnanın sınırı özellikle önemlidir: yabancı sermayeli olmak yalnızca iş ve hizmet sözleşmelerinde muafiyet sağlar; gayrimenkul satış, gayrimenkul kira veya taşıt sözleşmelerinde muafiyet doğurmaz. Alanya gibi döviz cinsinden işlem hacminin yüksek olduğu yerlerde bu ayrımın gözden kaçması, sözleşme hükmünün geçersizliği ve idari yaptırım sonucunu doğurabilir. Düzenleme ikincil mevzuatta yer aldığından sık değişmektedir; her sözleşme kurulmadan önce güncel metnin ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

Değerlendirme ölçütleri

Ticari Uyuşmazlıklarda Değerlendirme Ölçütleri

Ticari bir uyuşmazlıkta izlenecek yol; tarafların tacir olup olmadığına, ilişkinin ticari niteliğine, sözleşme hükümlerine, alacağın dayandığı belgeye ve uyuşmazlığın hangi aşamada olduğuna göre belirlenir. Bu değerlendirmede sözleşme, faturalar, ticari defter kayıtları, cari hesap ekstresi, ticaret sicili kayıtları ve işlemeye başlamış süreler birlikte ele alınır.

Şirket ortaklığından doğan uyuşmazlıklarda pay yapısı, şirket sözleşmesi, genel kurul ve yönetim kurulu kararları ile karar tarihleri; alacak uyuşmazlıklarında ise ihtarın şekli, arabuluculuğun dava şartı olup olmadığı ve icra takibi ile dava arasındaki seçim somut ilişkiye göre belirlenir.

Yabancı ortağın veya yabancı para borcunun bulunduğu ilişkilerde yetki ve tahkim şartları, uygulanacak hukuk, yabancı kararların tenfizi ve döviz cinsinden bedel kararlaştırma sınırlamaları ek olarak değerlendirilir. Şirketin mali durumunun bozulduğu hâllerde ise sermaye kaybı ve borca batıklık hesabı ile buna bağlı bildirim yükümlülükleri, sermaye tutarına ilişkin süreli yükümlülük ve yapısal değişiklik seçenekleri ayrıca önem taşır.

Somut uyuşmazlıklarda hukuki değerlendirme, sözleşmenin ve olayın özelliklerine göre değişir.

Büronun faaliyet gösterdiği alanlar arasında ticaret hukukundan doğan uyuşmazlıklar yer almaktadır. Görüşme talebi için iletişim sayfasından ulaşabilirsiniz.

Merak edilenler

Sık Sorulan Sorular

Ticari davada arabulucuya gitmek zorunlu mu?

Ticari davaların bir bölümünde zorunludur. Dava şartı olarak arabuluculuk, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları bakımından geçerlidir; bu şart yerine getirilmeden açılan dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir. Sayılan beş dava türü dışında kalan ticari davalar — genel kurul kararının iptali, fesih, ortaklıktan çıkarma gibi — ile konusu bir miktar para olmayan talepler kapsam dışındadır. Taraflar arasında tahkim sözleşmesi bulunması hâlinde de bu hükümler uygulanmaz. İhtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talepleri için arabuluculuk süreci beklenmez. Ticari uyuşmazlıklarda arabulucu başvuruyu altı hafta içinde, zorunlu hâllerde en çok iki hafta uzatarak sonuçlandırır. Anlaşma sağlanırsa belgeye icra edilebilirlik şerhi alınması ya da ticari uyuşmazlıklarda avukatlar ile arabulucunun belgeyi birlikte imzalaması belgeye ilam niteliği kazandırır; üzerinde anlaşılan hususlar hakkında ayrıca dava açılamaz.

Aldığım mal ayıplı çıktı, ne kadar süre içinde bildirmem gerekir?

Tacirler arasındaki ticari satımda süreler gün hesabıyla işler ve genel hükümlerden kısadır. Ayıp teslim sırasında açıkça belli ise iki gün içinde satıcıya ihbar edilmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle yükümlüdür ve ayıp bu inceleme sonucunda ortaya çıkarsa ihbar da bu süre içinde yapılmalıdır; yani sekiz gün ayıbın ortaya çıkmasından değil teslimden işler. Olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak nitelikteki gizli ayıplar bakımından ise ayıbın varlığı sonradan anlaşıldığında derhâl bildirim aranır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde satılan kabul edilmiş sayılır. Buna karşılık satıcının ayıbı ağır kusuruyla gizlediği hâllerde süresinde bildirim yapılmadığı ve zamanaşımının geçtiği savunmaları dinlenmez. Alıcının tüketici olduğu ilişkilerde bu rejim uygulanmaz; tüketici mevzuatının kendi süreleri ve ispat düzeni geçerlidir.

Faturaya itiraz etmezsem borcu kabul etmiş sayılır mıyım?

Faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriğine itiraz etmezse bu içeriği kabul etmiş sayılır. Bu sonuç faturanın içeriğine ilişkindir; faturanın tek başına borcun veya sözleşmenin varlığını kurduğu anlamına gelmez, çünkü fatura arkasındaki hukuki ilişkiye dayanır. Kanun itiraz için belirli bir şekil öngörmemiştir; bununla birlikte itirazın yapıldığının ve tarihinin sonradan ispat edilebilmesi önem taşır. Sözlü veya elektronik kurulan sözleşmelerin içeriğini doğrulayan teyit mektupları da aynı sekiz günlük süreye tabidir. Buna karşılık cari hesap bakiyesine itiraz farklıdır: orada süre bir ay ve kanun itirazın noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla yapılmasını öngörmüştür.

Şirket borcundan ortak olarak sorumlu olur muyum?

Bu, şirketin türüne ve borcun niteliğine bağlıdır. Anonim ve limited şirkette ortaklar şirket borçlarından sorumlu olmayıp taahhüt ettikleri sermaye payını ödemekle yükümlüdür. Anonim şirkette buna, esas sözleşmede öngörülmüşse payın itibarî değerini aşan prim ile pay devirlerinin şirketin onayına bağlı olduğu hâllerde belli zamanlarda tekrarlanan ve konusu para olmayan ikincil yükümlülükler eklenebilir; limited şirkette ise şirket sözleşmesinde öngörülmüşse ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri eklenir. Kollektif şirkette ve komandit şirketin komandite ortağı bakımından sorumluluk bütün malvarlığı ile ve müteselsilen doğar; ancak kademelidir — birinci derecede şirket sorumludur ve ortağa gidilebilmesi için şirkete karşı takibin semeresiz kalması ya da şirketin sona ermesi gerekir. Şahıs işletmesinde ise tüzel kişilik bulunmadığından tacir kişisel malvarlığıyla sorumludur. Amme alacakları bakımından durum farklıdır: limited şirket ortakları, şirketten tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumludur ve anonim şirket pay sahibi için bu nitelikte bir hüküm bulunmamaktadır. Kanuni temsilcilerin amme borcundan şahsi malvarlıklarıyla sorumluluğu ise her iki şirket türü için aynı şekilde düzenlenmiştir.

Genel kurul kararının iptali için süre var mı?

İptal davası karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde açılmalıdır ve bu süre kanunda hak düşüren süre olarak nitelendirilmiştir. Davayı, toplantıda hazır bulunup olumsuz oy veren ve muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleri açabilir. Olumsuz oy vermiş olmak her hâlde şart değildir: çağrının usulüne uygun yapılmaması, gündemin gereği gibi ilan edilmemesi, yetkisiz kişilerin oy kullanması veya oy hakkının haksız engellenmesi gibi aykırılıkların karara etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, toplantıda bulunup bulunmadıklarına bakılmaksızın dava açabilir. Yönetim kurulu ile kararın icrası kişisel sorumluluğuna yol açacak üyeler de davacı olabilir. Kanunun saydığı hâllerde ise karar butlan yaptırımına tabidir ve bu davalar için hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Kanun butlan hâllerini “özellikle” kaydıyla saydığından bu sayma sınırlı sayıda değildir. Mahkemenin davacılardan teminat isteyebileceği ve kötüniyetle açılan davalarda davacıların şirketin zararından sorumlu tutulabileceği de gözetilmelidir.

Elimdeki senet zamanaşımına uğradı mı?

Kıymetli evrakta zamanaşımı, senedin türüne, talebin yöneltildiği borçluya ve talebin niteliğine göre değişir; başlangıç anı da her ilişkide farklıdır. En sık karıştırılan nokta bonoda düzenleyenin, poliçeyi kabul eden gibi sorumlu olması ve bu nedenle hamilin ona karşı süresinin bir yıl değil üç yıl olmasıdır.

Kıymetli evrakta zamanaşımı süreleri ve başlangıç anları
İlişkiPoliçeBonoÇek
Hamil → kabul eden veya bonoyu düzenleyen3 yıl, vadeden3 yıl, vadeden3 yıl, ibraz süresinin bitiminden
Hamil → cirantalar ve poliçeyi düzenleyen1 yıl, protestodan veya senette "gidersiz iade" kaydı varsa vadeden1 yıl, aynı esas3 yıl, ibraz süresinin bitiminden
Borçlular arası rücu6 ay, ödeme veya davanın kendisine yöneltilmesi tarihinden6 ay, aynı esas3 yıl, aynı esas

Zamanaşımı; dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesiyle kesilir ve kesme yalnızca hakkında gerçekleştiği kişiye karşı sonuç doğurur. Çekte ibraz süresi, çekte yazılı düzenlenme tarihinin ertesi günü başlar ve çek düzenlendiği yerde ödenecekse on gün, başka bir yerde ödenecekse bir ay, ayrı kıtalarda ise üç aydır. Ayrıca 31 Aralık 2028 tarihine kadar, bir çekin üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce ödenmek üzere bankaya ibrazı geçersizdir; bu, çekte ibraz süresinin ve dolayısıyla zamanaşımının fiilî başlangıcını doğrudan etkiler. Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen bu sürelerin, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça sözleşme ile değiştirilemeyeceği de gözetilmelidir.

Karşılıksız çekte ne olur?

Bir çekin karşılıksız kalması hâlinde cezai sorumluluğun doğması, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesine ve "karşılıksızdır" işlemine tabi tutulmasına bağlıdır. Bu şartlar gerçekleştiğinde, karşılıksızdır işlemine sebebiyet veren kişi hakkında hamilin şikâyeti üzerine adli para cezasına ve çek düzenleme ile çek hesabı açma yasağına hükmedilir; yani doğrudan hapis cezası öngörülmemiştir. Buna karşılık ödenmeyen adli para cezası doğrudan hapis cezasına çevrilir ve bu suç bakımından ön ödeme, uzlaşma ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanmaz. Karşılıksız kalan çek bedelinin faiziyle birlikte ödenmesi hâlinde etkin pişmanlık hükümleri gündeme gelir. Konunun icra takibi boyutu icra ve iflas hukuku, cezai boyutu ise ceza hukuku sayfasında ayrıca ele alınmaktadır.

Şirketimin sermayesi asgari tutarın altında, ne yapmam gerekir?

Kanuna 2024 yılında eklenen geçici hükümle, sermayeleri kanunda öngörülen asgari tutarın altında olan anonim ve limited şirketlerin sermayelerini 31 Aralık 2026 tarihine kadar bu tutarlara yükseltmeleri öngörülmüş; aksi hâlde infisah etmiş sayılacakları düzenlenmiştir. Bu amaçla yapılacak genel kurul toplantılarında toplantı nisabı aranmaz, kararlar toplantıda mevcut oyların çoğunluğuyla alınır ve bu kararlar aleyhine imtiyaz kullanılamaz. Süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatma yetkisi ilgili Bakanlığa tanınmıştır. Bunun yanında şirketin mali durumu bozulmuşsa ayrı bir kademeli rejim işler: sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının karşılıksız kalması hâlinde genel kurul hemen toplanır ve iyileştirici önlemler sunulur; oran üçte ikiye ulaşırsa genel kurulun sermaye azaltımı, sermayenin tamamlanması veya sermaye artırımı yollarından birine karar vermesi gerekir, aksi hâlde şirket kendiliğinden sona erer. Borca batıklık hâlinde ise yönetim kurulunun ara bilanço çıkarması ve gerekiyorsa mahkemeye bildirimde bulunarak iflas istemesi zorunludur; bu bildirim yönetim kurulunun devredilemez görevlerindendir.

Bu sayfadaki açıklamalar genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olayın koşulları farklı olduğundan, hukuki değerlendirme dosyaya özgü yapılmalıdır.
Sayfada yer alan bilgiler, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği çerçevesinde, uzmanlık anlamına gelmemek üzere büronun faaliyet gösterdiği alanlar hakkında bilgi verilmesi amacıyla yayımlanmıştır; iş elde etme amacı taşımaz.
Bu sayfanın görüntülenmesi veya sayfada yer alan bağlantılar ile iletişim bilgileri üzerinden iletişim kurulması, avukat ile başvuran arasında vekâlet ilişkisi kurulduğu anlamına gelmez ve işin kabul edildiği anlamına gelmez.
Sayfadaki bilgiler ve süreler 4 Eylül 2026 itibarıyla yürürlükteki mevzuata göre hazırlanmıştır. Mevzuat değişebileceğinden, süre hesabı her hâlde güncel kanun metnine göre yapılmalıdır.

Ticari uyuşmazlıklarda izlenecek hukuki yol; taraflar arasındaki ilişkinin niteliğine, sözleşme hükümlerine, ticari kayıtlara ve mevcut belgelere göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle uyuşmazlığın başında hukuki ilişkinin doğru değerlendirilmesi, ticari ve usule ilişkin sürelerin takip edilmesi ve uygun başvuru yolunun belirlenmesi önem taşımaktadır.

Av. Merve Kartal'ın imzası

Merve Kartal

Avukat

WhatsApp Ara