Alanya Miras Avukatı ve Miras Hukuku
Miras hukuku uyuşmazlıkları çoğu zaman tek bir talepten ibaret değildir. Mirasçıların ve terekenin tespiti, mirasın kabulü veya reddi, saklı payların korunması, vasiyetnamenin geçerliliği ve terekedeki taşınmazların paylaşımı birbirine bağlı olarak gündeme gelebilir. Bu taleplerin bir kısmı kanunda öngörülen süreler içinde ileri sürülmediğinde ortadan kalkar.
Alanya’da farklı ülkelerden kişilerin taşınmaz edinmesi ve yerleşmesi, miras dosyalarında yabancılık unsurunun sık karşılaşılan bir durum hâline gelmesine neden olmaktadır. Yurt dışında yaşayan mirasçılar, yabancı uyruklu miras bırakanlar, yurt dışında düzenlenmiş belgeler ve farklı ülkelerde bulunan malvarlığı bu dosyalarda ayrıca değerlendirilmesi gereken başlıklardır.
Bu sayfada miras hukukunda sık karşılaşılan uyuşmazlıklar, sürecin temel aşamaları, ölüme bağlı tasarruflar ve yabancılık unsuru taşıyan miras dosyalarına ilişkin esaslar genel hatlarıyla açıklanmaktadır. Her uyuşmazlığın koşulları farklı olduğundan hukuki değerlendirme somut olay üzerinden yapılmalıdır.

Temel çalışma alanları
Miras Hukukunda Başlıca Uyuşmazlıklar
Miras hukukundan doğan talepler farklı hukuki temellere dayanır, farklı sürelere tabidir ve farklı mahkemelerde görülür. Terekenin tespitine yönelik talepler ile saklı payın korunmasına veya bir tasarrufun iptaline yönelik talepler aynı usule bağlı değildir.
Mirasçılık Belgesi ve Terekenin Tespiti
Mirasçılık belgesi, mirasçıların kimler olduğunu ve miras paylarını gösteren belgedir. Tapu, banka ve diğer kurumlar nezdinde mirasa ilişkin birçok işlemin yürütülmesinde bu belgeye ihtiyaç duyulur. Mirasçılık belgesi kesin hüküm niteliğinde değildir; geçersizliği her zaman ileri sürülebilir. Noterlerin verdiği mirasçılık belgesine karşı menfaati ihlal edilenler sulh hukuk mahkemesine itiraz edebilir.
Belgede gösterilen paylar kanunun mirasçılık düzeninden çıkar. Kan hısımları bakımından üç zümre esas alınır: birinci zümre miras bırakanın altsoyu, ikinci zümre altsoyu bulunmayan miras bırakanın ana ve babası ile onların altsoyu, üçüncü zümre ise bunlar da yoksa büyük ana ve büyük babalar ile onların altsoyudur. Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre pay alır: altsoyla birlikte mirasçı olursa mirasın dörtte biri, ana ve baba zümresiyle birlikte yarısı, büyük ana ve büyük babalar ve onların çocuklarıyla birlikte dörtte üçü; bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır. Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer.
Terekenin kapsamının belirlenmesi ise ayrı bir aşamadır. Taşınmazlar, banka hesapları, araçlar, şirket payları ve alacaklar kadar miras bırakanın borçları da terekenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Terekenin tespitine yönelik işlemler, mirasçılara malvarlığının kapsamının belirlenmesi bakımından imkân sağlamakla birlikte, tek başına terekeye ilişkin mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmez.
Saklı Pay ve Tenkis
Miras bırakanın sağlığında yaptığı bazı kazandırmalar veya ölüme bağlı tasarrufları, kanunun belirli mirasçılara tanıdığı saklı payları zedeleyebilir. Saklı paylı mirasçılar altsoy, ana ve baba ile sağ kalan eştir; kardeşlerin saklı payı 2007 yılında kaldırılmıştır. Saklı paylı mirasçı bulunmayan hâllerde miras bırakan malvarlığının tamamı üzerinde ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.
Saklı pay, yasal miras payının kanunda gösterilen bir oranıdır: altsoy için yasal miras payının yarısı, ana ve babadan her biri için dörtte biri, sağ kalan eş için ise altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde dörtte üçüdür. Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, ancak mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.
Her karşılıksız kazandırma tenkise tabi değildir. Kanun tenkise tabi sağlararası kazandırmaları sınırlı olarak saymış; ölümden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeleri ise kapsam dışında bırakmıştır.
Tenkis davası açma hakkı, mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde vasiyetnamenin açılmasından, diğer tasarruflarda mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmekle düşer. Bu süreler geçmiş olsa dahi tenkis iddiası def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.
Muris Muvazaası ve Tapu İptali
Miras bırakanın, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği bir taşınmazı satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi başka bir işlem görüntüsü altında devrettiği iddiası, uygulamada muris muvazaası kapsamında değerlendirilir.
Yargıtay bu değerlendirmede ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimler, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalının alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark ve taraflar ile miras bırakan arasındaki beşerî ilişki gibi olguları birlikte değerlendirmektedir. Devredilen malın miras bırakanın toplam malvarlığı içindeki oranı da uygulamada belirleyici olabilmektedir. Buna karşılık miras bırakanın sağlığında hak dengesini gözeten ve tüm mirasçıları kapsayan kabul edilebilir bir paylaştırma yapmış olması, mal kaçırma kastının bulunmadığı yönünde değerlendirilen olgular arasındadır.
Bu davayı, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı zedelenen tüm mirasçılar açabilir. Mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından her mirasçı tek başına, kendi miras payı oranında tapu iptali ve tescil talebinde bulunabilir. Mirası usulüne uygun olarak reddeden kişi ise bu davayı açamaz.
Mirasın Paylaşımı ve Ortaklığın Giderilmesi
Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olur ve terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf eder; yönetim ve tasarruf işlemlerinde kural olarak oybirliği aranır.
Mirasçılar anlaşarak paylaşım yapabilir; paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır ve taşınmaz içeren paylaşma sözleşmeleri için resmî şekil aranmaz. Buna karşılık bir mirasçının miras payını üçüncü bir kişiye devrine ilişkin sözleşmenin noterlikçe düzenlenmesi gerekir.
Anlaşma sağlanamaması hâlinde mirasın paylaşılması veya koşullarına göre ortaklığın giderilmesi yoluna başvurulabilir. Oybirliği gerekliliğinin süreci tıkadığı hâllerde, mirasçılardan biri terekeye dâhil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini de isteyebilir.
Taşınmazın aynen paylaşılmasının mümkün olmadığı hâllerde satış yoluyla paylaşım gündeme gelebilir. 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme uyarınca, tüm maliklerin taşınmazı miras yoluyla edinmiş olması ve mirasçılar dışında üçüncü bir kişinin mülkiyet hakkının bulunmaması hâlinde, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde yapılacak birinci artırma bir defaya mahsus olmak üzere yalnızca malik mirasçılar arasında gerçekleştirilir; bu artırmada tekliflerin, taşınmazın muhammen kıymetinin tamamını ve buna ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi aranır. Bu eşik genel kuraldan ayrılmaktadır: diğer birinci artırmalarda aranan oran muhammen kıymetin yüzde ellisidir. Düzenleme, yürürlük tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalara uygulanmaz.
Adım adım süreç
Miras Süreci Nasıl İlerler?
Mirasçıların ve Terekenin Tespiti
Sürecin başında nüfus kayıtları üzerinden mirasçılar, tapu, banka ve diğer kayıtlar üzerinden ise terekenin kapsamı araştırılır. Miras bırakanın borçlarının ve devam eden hukuki ilişkilerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi, özellikle mirasın reddi ve resmî defter tutulması gibi seçeneklerin değerlendirilmesi bakımından önem taşır.
Bu aşamada bir vasiyetname bulunması hâlinde ayrı bir usul işler. Miras bırakanın ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamenin, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın hemen sulh hâkimine teslim edilmesi zorunludur; vasiyetnameyi düzenleyen, saklayan, başka surette ele geçiren ya da ölenin eşyası arasında bulan kimse ölümü öğrenir öğrenmez bu görevi yerine getirmekle yükümlüdür ve aksi hâlde bu yüzden doğacak zarardan sorumlu olur. Vasiyetname, yine geçerli olup olmadığına bakılmaksızın tesliminden başlayarak bir ay içinde miras bırakanın yerleşim yeri sulh hâkimi tarafından açılır ve ilgililere okunur. Mirasta hak sahibi olanların her birine, gideri terekeye ait olmak üzere vasiyetnamenin kendilerine ilişkin kısımlarının onaylı bir örneği tebliğ edilir; nerede olduğu bilinmeyenlere ilân yoluyla tebliğ yapılır. İptal ve tenkis davalarındaki on yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olan vasiyetnamenin açılması, işte bu işlemi ifade eder.
Mirasın Geçmesi, Ret ve Resmî Defter
Miras, miras bırakanın ölümüyle birlikte kanun gereğince mirasçılara geçer; mirasçıların ayrıca bir kabul beyanında bulunması gerekmez. Bununla birlikte yasal ve atanmış mirasçılar kanunda öngörülen koşullar altında mirası reddedebilir.
Mirasın reddi için genel süre üç aydır. Yasal mirasçılar bakımından bu süre, mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe miras bırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten; vasiyetname ile atanmış mirasçılar bakımından ise miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Mirasın gerçek aktif ve pasifinin bilinmediği durumlarda, mirası reddetme hakkına sahip mirasçı resmî defter tutulmasını isteyebilir. Bu istemin, mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle bir ay içinde yapılması gerekir; mirasçılardan birinin istemi diğerleri hakkında da etkili olur. Resmî defter tutulduğu sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz ve bu süre içinde zamanaşımı işlemez; acele hâller dışında davalara devam edilemeyeceği gibi yeni dava da açılamaz.
Defter tamamlandıktan sonra mirasçı; mirası reddetme, resmî tasfiye isteme, deftere göre kabul etme veya kayıtsız şartsız kabul etme seçeneklerinden birini kullanabilir. Bu aşamada süresi içinde beyanda bulunmayan mirasçı, mirası deftere göre kabul etmiş sayılır.
Deftere göre kabul hâlinde mirasçıya kural olarak yalnızca deftere yazılmış borçlar geçer. Ancak buradaki sınırlama borçların kapsamına ilişkindir, sorumlu malvarlığına değil: mirasçı deftere yazılmış borçlardan hem tereke malları hem de kendi malvarlığıyla sorumlu olur. Terekenin borçlarından hiç sorumlu olmamak isteyen mirasçı bakımından değerlendirilmesi gereken yol, deftere göre kabul değil resmî tasfiye ya da rettir. Resmî tasfiye hâlinde mirasçılar terekenin borçlarından sorumlu olmaz; ancak bu yol her dosyada açık değildir: resmî tasfiye istemi, birlikte mirasçı olanlardan birinin mirası kabul etmesi hâlinde dikkate alınmaz.
Paylaşım, Arabuluculuk ve Dava Aşaması
Mirasçılar arasında anlaşma sağlanabiliyorsa paylaşma sözleşmesi düzenlenebilir. Anlaşma sağlanamaması hâlinde uyuşmazlığın niteliğine göre mirasın paylaşılması, ortaklığın giderilmesi, tenkis, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil veya ölüme bağlı tasarrufun iptali gibi farklı hukuki yollar gündeme gelebilir.
Taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ile ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması dava şartıdır. Buna karşılık tenkis, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil ile ölüme bağlı tasarrufun iptali talepleri ve mirasçılık belgesi istemi bu dava şartına tabi değildir. Arabuluculuk sonunda anlaşma sağlanması hâlinde düzenlenen anlaşma belgesi için icra edilebilirlik şerhi alınması zorunludur; taşınmazın devrine ilişkin anlaşma belgesinde şerhten sonra tapu müdürlüğünden doğrudan tescil talep edilebilir.
Görev bakımından ortaklığın giderilmesi ve terekenin paylaştırılması ile mirasçılık belgesi, tereke koruma önlemleri ve mirasın reddi beyanı sulh hukuk mahkemesine aittir. Tenkis, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil, vasiyetnamenin iptali ve miras sebebiyle istihkak davaları ise asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yetki bakımından da ayrım vardır: terekenin paylaşılması, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkis davalarında miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkiliyken, taşınmaza ilişkin tapu iptali ve tescil ile ortaklığın giderilmesi davalarında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Son yerleşim yeri mahkemesinin kesin yetkisi yalnızca sayılan dava türleriyle sınırlı değildir; paylaşma sözleşmesinin geçersizliği, miras sebebiyle istihkak ve mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar ile terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar da bu kapsamdadır. Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda ise mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
Bu kurallar somut olarak şu sonucu doğurur: son yerleşim yeri Alanya olan bir miras bırakanın terekesine ilişkin paylaşma, tenkis ve ölüme bağlı tasarrufun iptali davaları Alanya mahkemelerinde görülür; taşınmaz Alanya sınırları içindeyse tapu iptali ve tescil ile ortaklığın giderilmesi davaları bakımından da aynı yer mahkemesi kesin yetkilidir.
Yargılama sırasında tapu ve banka kayıtları, taraflar arasındaki belgeler, tanık anlatımları, bilirkişi incelemesi ve gerektiğinde keşif gibi deliller değerlendirilebilir.
İntikal ve Vergi İşlemleri
Mirasçılık belgesinin alınmasının ardından terekeye dâhil taşınmazların mirasçılar adına intikali gerçekleştirilebilir. İntikal tescili, veraset ve intikal vergisinin tahakkuku beklenmeksizin yapılır; bu aşamada vergi dairesinden ilişik kesme belgesi istenmez. Tescil tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sonucun ilgili vergi dairesine bildirilmesi gerekir. Buna karşılık intikalden sonra taşınmazın satışı, bağışlanması veya üzerinde ayni hak kurulması için verginin tamamen ödenmiş olması gerekir; tapu memurları vergi dairesince verilmiş ilişik kesme belgesi olmaksızın devir ve ferağ işlemi yapamaz.
Kanun bu kuralı katı biçimde uygulamamıştır. Mükellefin tahakkuk eden vergiye karşılık 6183 sayılı Kanunda yazılı cinsten teminat göstermesi hâlinde, intikal eden taşınmazların bir kısmının veya tamamının devir ve ferağına izin verilebilir. Bu imkân, taşınmazı satması gereken mirasçı bakımından verginin tamamını peşin ödemeye alternatif oluşturabilir.
Veraset ve intikal vergisi beyannamesinin verilme süresi, ölümün gerçekleştiği yer ile mirasçıların bulunduğu ülkeye göre değişir. Ölüm Türkiye'de gerçekleşmişse mirasçının Türkiye'de bulunması hâlinde süre dört ay, yabancı bir ülkede bulunması hâlinde altı aydır. Ölüm yabancı bir ülkede gerçekleşmişse mirasçının Türkiye'de bulunması hâlinde süre altı ay, miras bırakanın bulunduğu ülkede bulunması hâlinde dört ay, başka bir yabancı ülkede bulunması hâlinde ise sekiz aydır. Gaiplik hâlinde süre, gaiplik kararının ölüm siciline kaydedildiği tarihi izleyen bir aydır.
Veraset yoluyla intikal eden mal, istisna haddinin altında kalsa dahi beyanname verilmesi gerekir. Taşınmazlar bakımından matrah, taşınmazın rayiç değeri değil emlak vergisine esas değeridir ve değerleme günü mirasın açıldığı gündür. Vergi, tahakkukundan itibaren üç yılda, her yıl mayıs ve kasım aylarında olmak üzere toplam altı eşit taksitte ödenir.
Ölüme bağlı tasarruflar
Vasiyetname, Miras Sözleşmesi ve Ölünceye Kadar Bakma
Vasiyetname
Vasiyetname, miras bırakanın tek taraflı olarak yaptığı bir ölüme bağlı tasarruftur. Kanunda resmî vasiyetname, el yazılı vasiyetname ve olağanüstü durumlarda başvurulabilen sözlü vasiyet olmak üzere üç şekil düzenlenmiştir.
Resmî vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş bir görevli tarafından düzenlenir. Fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okur yazar olmayanlar ile miras bırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamaz. Kazandırma yasağı ise bundan ayrı bir kuraldır ve düzenlemeye katılanları hedef alır: resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ile kazandırmada bulunulamaz. Miras bırakanın kendi eşine veya çocuğuna vasiyetle kazandırma yapmasına ise bir engel yoktur. Yurt dışında bulunanlar bu işlemi Türk konsolosluklarında yaptırabilir.
El yazılı vasiyetnamenin başından sonuna kadar miras bırakanın kendi el yazısıyla yazılmış olması, yapıldığı yıl, ay ve günün gösterilmesi ve miras bırakan tarafından imzalanması gerekir. Bilgisayarla yazılıp imzalanan bir metin bu şartı karşılamaz. Vasiyetname, zorunlu olmamakla birlikte saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine ya da yetkili memura bırakılabilir.
Sözlü vasiyet, yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık veya savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden resmî ya da el yazılı vasiyetname yapılamayan hâllere özgü istisnai bir şekildir. Miras bırakan için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olanağı doğarsa, bu tarihten itibaren bir ay geçmekle sözlü vasiyet kendiliğinden hükümden düşer.
Miras bırakan vasiyetnamesinden her zaman dönebilir; ancak dönme, kanunda öngörülen şekillerden birine uyularak yeni bir vasiyetname yapmak veya vasiyetnameyi yok etmek suretiyle gerçekleşir. Önceki vasiyetname ortadan kaldırılmaksızın yeni bir vasiyetname yapılırsa, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öncekini tamamlamadıkça sonraki vasiyetname onun yerini alır.
Ölüme bağlı tasarrufun iptali dört sebebe dayanabilir: tasarrufun miras bırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmış olması; yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması; tasarrufun içeriğinin, bağlandığı koşulların veya yüklemelerin hukuka ya da ahlaka aykırı olması; kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması.
İptal davası, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Her hâlde bu hak, vasiyetnamelerde vasiyetnamenin açılması tarihinden, diğer ölüme bağlı tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinden itibaren iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayanlara karşı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süreler geçse dahi hükümsüzlük def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.
Miras Sözleşmesi
Miras sözleşmesi, vasiyetnameden farklı olarak iki taraflı bir ölüme bağlı tasarruftur. Geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir; taraflar arzularını resmî memura aynı zamanda bildirir ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalar.
İki tasarruf ehliyet bakımından da ayrılır: vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve on beş yaşını doldurmuş olmak yeterliyken, miras sözleşmesi yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olmak, ayrıca kısıtlı bulunmamak gerekir. Ehliyetin bulunmaması her iki tasarruf bakımından da iptal sebebidir. Miras bırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf ise geçersizdir; ancak miras bırakan, yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmezse bu tasarruf geçerli sayılır.
Miras sözleşmesinden vasiyetnamede olduğu gibi serbestçe ve tek taraflı olarak dönülemez. Sözleşme her zaman tarafların yazılı anlaşmasıyla ortadan kaldırılabilir. Mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişi, sözleşmenin yapılmasından sonra mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan bir davranışta bulunursa miras bırakan sözleşmeyi tek taraflı olarak ortadan kaldırabilir; bu işlemin vasiyetnameler için öngörülen şekillerden biriyle yapılması gerekir. Sağlararası edimlerin sözleşmeye uygun olarak yerine getirilmemesi veya güvenceye bağlanmaması hâlinde ilgili taraf sözleşmeden dönebilir.
Miras sözleşmesinin iki türü vardır. Olumlu miras sözleşmesiyle miras bırakan, mirasını veya belirli bir malını sözleşmenin karşı tarafına ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girer; malvarlığında serbestçe tasarrufa devam edebilirse de sözleşmedeki yükümlülüğüyle bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruf ve bağışlamalarına itiraz edilebilir. Mirastan feragat sözleşmesinde ise mirasçı, karşılıklı veya karşılıksız olarak mirasçılık sıfatını kaybeder; karşılık sağlanarak yapılan feragat, sözleşmede aksi öngörülmedikçe feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur.
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi bir ölüme bağlı tasarruf değil, Türk Borçlar Kanunu'nda ayrıca düzenlenen bağımsız bir sözleşmedir. Bakım borçlusu, bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi; bakım alacaklısı ise bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlenir.
Miras sözleşmesiyle bağlantısı kural olarak şekle ilişkindir: sözleşme, mirasçı atanmasını içermese bile miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. Bunun tek istisnası, sözleşmenin Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılması hâlidir; bu durumda yazılı şekil yeterlidir. Bakım borçlusunun ayrıca mirasçı atanmış olması hâlinde ise sözleşmeye miras sözleşmesine ilişkin hükümler esas bakımından da uygulanır.
Bakım alacaklısı, devrettiği taşınmaz üzerinde haklarını güvence altına almak için satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmekle yükümlüdür. Yükümlülüklere aykırı davranış nedeniyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelirse taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir.
Sözleşmenin gerçekten bakım amacıyla yapılıp yapılmadığı, bakım edimlerinin yerine getirilip getirilmediği ve işlemin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığı somut olayın koşullarına göre değerlendirilir. Sözleşme geçerli sayılsa dahi mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma hakları saklıdır.
İptal davası bakımından İcra ve İflas Kanunu'nda 24 Aralık 2025 tarihli değişiklikle yeniden yazılan hüküm önem taşır. Buna göre geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir; ölünceye kadar bakma sözleşmeleri de, uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça bağışlama sayılan tasarruflar arasında gösterilmiştir. Karine kesin değildir: sözleşmenin gerçekten bakım karşılığı yapıldığı ve edimler arasında uygun bir denge bulunduğu ispatlanabilirse iptal sonucu doğmaz.
Borçlar ve sorumluluk
Mirasın Reddi ve Mirasçıların Sorumluluğu
Miras, miras bırakanın ölümüyle birlikte hak ve borçlarıyla mirasçılara geçer. Mirasçılar, kanunda öngörülen koşullarla mirası reddedebilir.
Mirasın reddi için genel süre üç aydır. Koruma önlemi olarak terekenin yazımı yapılmışsa bu süre, yazım işleminin sona erdiğinin sulh hâkimi tarafından bildirilmesiyle başlar. Ret beyanının kayıtsız ve şartsız olması ve sulh hukuk mahkemesine sözlü veya yazılı olarak yapılması gerekir; süresinde yapılan ret beyanı mirasın açıldığı yer sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır.
Ret süresi sona ermeden mirasçı sıfatıyla tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı mirası reddedemez. Buna karşılık zamanaşımı veya hak düşümü sürelerinin dolmasına engel olmak için dava açılması ve cebrî icra takibi yapılması ret hakkını ortadan kaldırmaz.
Miras bırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczinin açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olması hâlinde miras reddedilmiş sayılır. Bu durum uygulamada hükmen ret olarak ifade edilmektedir.
Terekenin aktif ve pasifinin bilinmediği durumlarda resmî defter tutulmasının istenmesi mümkündür. Deftere göre kabul hâlinde mirasçıya kural olarak yalnızca deftere yazılan borçlar geçer; ancak bu borçlardan hem tereke malları hem de kendi malvarlığıyla sorumluluk devam eder. Alacaklarını süresi içinde deftere yazdırmayan alacaklılara karşı ise mirasçı kural olarak sorumlu olmaz.
Yasal mirasçılardan birinin mirası reddetmesi hâlinde onun payı, miras açıldığı sırada kendisi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçer. Ancak en yakın yasal mirasçıların tamamının mirası reddetmesi hâlinde tereke alt sıradaki mirasçılara olağan şekilde geçmez; sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir ve tasfiye sonunda arta kalan değerler mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir. Altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde ise pay sağ kalan eşe geçer.
Mirasın reddedilmiş olması her türlü sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Ödemeden âciz bir miras bırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar. Ayrıca malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse, alacaklıları ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptalini dava edebilir.
Mirası reddetmeyen mirasçı bakımından sorumluluğun niteliği ayrıca önem taşır. Mirasçılar miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olur ve tereke borçlarından müteselsilen sorumludur; bu, alacaklının borcun tamamını mirasçılardan herhangi birinden isteyebilmesi anlamına gelir. Sorumluluk miras payı oranıyla sınırlı değildir. Teselsül paylaşmadan sonra da sürer: mirasçılar, bölünmesine veya nakline alacaklı tarafından açık ya da örtülü rıza gösterilmemiş tereke borçlarından paylaşmadan sonra da bütün malvarlıklarıyla müteselsilen sorumlu olur ve teselsül, paylaşmanın gerçekleştiği tarihin veya daha sonra yerine getirilecek borçlarda muacceliyet tarihinin üzerinden beş yıl geçmekle sona erer. Paylaşma sözleşmesinde ödenmesi kendisine yükletilmemiş bir tereke borcunu veya üzerine aldığı miktardan fazlasını ödeyen mirasçı ise diğer mirasçılara rücu edebilir.
Uluslararası dosyalar
Yabancılık Unsuru Taşıyan Miras Dosyaları
Miras bırakanın veya mirasçıların yabancı uyruklu olması, terekeye dâhil malvarlığının farklı ülkelerde bulunması ya da ölüme bağlı tasarrufların ve diğer belgelerin yurt dışında düzenlenmiş olması, uygulanacak hukuk ve izlenecek usul bakımından ayrıca değerlendirme gerektirir.
Uygulanacak Hukuk ve Yetki
Türk milletlerarası özel hukukunda mirasa kural olarak ölen kişinin millî hukuku uygulanır. Bunun önemli istisnası Türkiye'de bulunan taşınmazlardır; Türkiye'deki taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır.
Mirasın açılması sebeplerine, mirasın iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler ise terekenin bulunduğu ülke hukukuna tabidir. Bu nedenle yabancılık unsuru taşıyan bir miras dosyasında uygulanacak hukuk, yalnızca miras bırakanın vatandaşlığına bakılarak belirlenemez; malvarlığının türü, bulunduğu ülke ve çözülmesi gereken hukuki mesele birlikte değerlendirilmelidir.
Miras bırakanın son yerleşim yeri ise uygulanacak hukuku değil, davanın hangi mahkemede görüleceğini belirler: mirasa ilişkin davalar miras bırakanın Türkiye'deki son yerleşim yeri mahkemesinde, Türkiye'de son yerleşim yeri bulunmaması hâlinde terekeye dâhil malların bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Ölüme bağlı tasarrufun şekli ve tasarruf ehliyeti bakımından ayrıca özel bağlama kuralları bulunmaktadır. Yabancı dilde veya yabancı bir ülkenin şekil kurallarına göre düzenlenmiş bir vasiyetname bu nedenle tek başına geçersiz sayılmaz; Türkiye vasiyetnamelerin şekline ilişkin uluslararası sözleşmeye de taraftır.
Mirasçılık Belgesi ve Yabancı Belgeler
Mirasçılık belgesi kural olarak sulh hukuk mahkemesinden veya kanunun izin verdiği hâllerde noterlikten alınabilir. Ancak noterin yetkisi sınırlıdır: belgenin yabancılar tarafından talep edilmesi, nüfus kayıtlarının mirasçılığın tespiti için yeterli olmaması veya belge verilmesinin yargılamayı gerektirmesi hâllerinde mirasçılık belgesi noterlerce verilemez. İlgili yönetmelik, talebin yabancılık unsuru taşımasını da yargılamayı gerektiren durumlara örnek olarak saymaktadır. Bu nedenle yabancılık unsuru taşıyan dosyalarda belgenin sulh hukuk mahkemesinden talep edilmesi gerekir. Ayrıca noter yetkisi yalnızca yasal mirasçılara ilişkindir; atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren belge her hâlde mahkemeden alınır.
Yabancı bir ülkenin yetkili makamınca düzenlenen veraset belgesi Türkiye'de doğrudan kullanılamaz. Tapu Kanunu uyarınca yabancı gerçek kişilerin intikal işlemleri, ya Türk mahkemelerinden verilen ya da yabancı yetkili makamdan alınıp Türk kanunlarının veraset usulüne uygunluğu Türk mahkemelerince tasdik edilen veraset senetlerine dayanılarak yürütülür.
Yurt dışında düzenlenen ölüm belgesi, nüfus kaydı, vasiyetname ve vekâletname bakımından apostil şerhi veya konsolosluk tasdiki ile noter onaylı tercüme gerekip gerekmediği, belgenin düzenlendiği ülkeye ve taraf olunan uluslararası sözleşmelere göre belirlenir.
Yurt dışında yaşayan mirasçılar süreci vekâlet yoluyla yürütebilir. Vekâletname Türk konsolosluklarında düzenlenebileceği gibi, apostil sözleşmesine taraf ülkelerde noterce düzenlenip apostil şerhi de taşıyabilir; sözleşmeye taraf olmayan ülkelerde ise noterin imzasının bağlı bulunduğu makamca, bu makamın imza ve mührünün de Türk konsolosluğunca onaylanması gerekir. Dava açma ve taşınmazın devri gibi işlemler bakımından vekâletnamede özel yetki bulunması zorunludur; mirasın reddi, taksim sözleşmesi imzalama ve tapuda intikal gibi işlemlerin de vekâletnamede açıkça sayılması gerekir.
Yabancı Mirasçılar ve Türkiye'deki Taşınmazlar
Yabancı uyruklu kişiler Türkiye'de bulunan taşınmazlar bakımından mirasçı olabilirler. Miras tescilsiz kazanma hâllerinden olduğundan mülkiyet ölüm anında mirasçıya kendiliğinden geçer; tapudaki intikal işlemi bu geçişi kuran değil açıklayan bir işlemdir.
Bununla birlikte mirasçının taşınmazı kendi mülkiyetinde tutup tutamayacağı, yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin kanuni sınırlamalara göre ayrıca değerlendirilir. Kanuna göre taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinimi, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen ülkelerin vatandaşları bakımından mümkündür; edinilen taşınmazların ve bağımsız ve sürekli nitelikteki sınırlı ayni hakların toplam alanı özel mülkiyete konu ilçe yüzölçümünün yüzde onunu ve kişi başına ülke genelinde otuz hektarı geçemez. Askerî yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerine ilişkin hükümler ayrıca uygulanır. Bu birinci fıkra sınırlamaları dışında miras yoluyla edinilen taşınmazlar ve sınırlı ayni haklar, Maliye Bakanlığınca verilecek bir yılı geçmeyen süre içinde maliki tarafından tasfiye edilmezse tasfiye edilerek bedele çevrilir ve bedeli hak sahibine ödenir.
Bu sınırlamaların herkese uygulanmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve üçüncü dereceye kadar olan altsoyları, kanunda sayılan istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam eder; bu istisnalar arasında taşınmaz edinimi yer almaz. Uygulamada Mavi Kart sahibi olarak anılan bu kişiler bakımından yabancılara özgü edinim sınırlamaları ve buna bağlı tasfiye sonucu gündeme gelmez.
Bu nedenle yabancı bir mirasçı bakımından mirasçılık sıfatı ile Türkiye'deki belirli bir taşınmazın mülkiyetinin sürdürülebilmesi, birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken konulardır. Taşınmazın bir yıllık süre içinde bizzat mirasçı tarafından satılması, bedelin piyasa değerinde gerçekleşmesi bakımından önem taşır. Bu satış için verginin tamamen ödenmiş olması gerektiğinden, tasfiye süresi ile vergi süreçlerinin birlikte planlanması gerekir.
Değerlendirme ölçütleri
Miras Sürecinde Değerlendirme Ölçütleri
Miras uyuşmazlıklarında izlenecek yol, terekenin kapsamına, mirasçıların durumuna ve varsa ölüme bağlı tasarruflara göre belirlenir. İlk değerlendirmede nüfus ve tapu kayıtları, mevcut belgeler ve kanunda öngörülen süreler birlikte ele alınabilir.
Saklı payın zedelenip zedelenmediği, bir devrin muvazaalı sayılıp sayılamayacağı ve paylaşımın hangi yolla yapılacağı dosya özelinde değerlendirilir.
Yabancı uyruklu miras bırakan veya mirasçıların bulunduğu dosyalarda uygulanacak hukuk, mirasçılık belgesinin nereden alınacağı, yabancı belgelerin kullanılması ve taşınmazın intikali ayrıca önem taşır.
Büronun faaliyet gösterdiği alanlar arasında miras hukukundan doğan uyuşmazlıklar yer almaktadır. Görüşme talebi için iletişim sayfasından ulaşabilirsiniz.
Merak edilenler
Sık Sorulan Sorular
Mirasçılık belgesi nereden alınır?
Mirasçılık belgesi kural olarak sulh hukuk mahkemesinden veya kanunun izin verdiği durumlarda noterlikten alınabilir. Ancak belge yabancılar tarafından talep ediliyorsa, nüfus kayıtları mirasçılığın tespiti için yeterli değilse ya da belge verilmesi yargılamayı gerektiriyorsa noter mirasçılık belgesi düzenleyemez; yabancılık unsuru taşıyan talepler de yargılamayı gerektiren durumlar arasında sayılmıştır. Noterin yetkisi ayrıca yalnızca yasal mirasçılara ilişkindir. Yabancılık unsuru taşıyan miras uyuşmazlıklarında miras bırakanın Türkiye'deki son yerleşim yeri; burada bir yerleşim yeri bulunmaması hâlinde ise terekeye dâhil malların bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.
Miras reddedilirse mirasçı borçlardan kurtulur mu?
Mirasın üç aylık süre içinde usulüne uygun ve kayıtsız şartsız şekilde reddedilmesi hâlinde mirasçı, reddettiği mirastan kaynaklanan tereke borçlarından sorumlu olmaz. Ret süresi dolmadan terekeye olağan yönetimin dışına çıkan şekilde müdahale edilmesi, tereke mallarının gizlenmesi veya sahiplenilmesi ret hakkının kaybedilmesine yol açabilir. Miras bırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczinin açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olması hâlinde ise miras reddedilmiş sayılır. Ret her türlü sorumluluğu ortadan kaldırmaz: ödemeden âciz bir miras bırakanın mirasını reddeden mirasçılar, ölümden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve paylaşmada geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde alacaklılara karşı sorumlu kalır.
Miras bırakan bütün malvarlığını tek bir kişiye bırakabilir mi?
Miras bırakanın tasarruf edebileceği miktar, saklı paylı mirasçıların bulunup bulunmadığına göre değişir. Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, ancak mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir; bu mirasçılardan hiçbiri yoksa malvarlığının tamamı üzerinde tasarruf edebilir. Saklı pay yasal miras payının bir oranıdır: altsoy için bu payın yarısı, ana ve babadan her biri için dörtte biri, sağ kalan eş için ise altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde dörtte üçüdür. Kardeşlerin saklı payı 2007 yılında kaldırılmıştır. Saklı payı zedelenen mirasçılar, saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde on yıl içinde tenkis talebinde bulunabilir; bu süreler geçse dahi tenkis def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.
Yurt dışında yaşayan mirasçı Türkiye'deki işlemleri nasıl yürütür?
Mirasçı işlemlerini vekâlet yoluyla yürütebilir. Vekâletname Türk konsolosluğunda düzenlenebileceği gibi, apostil sözleşmesine taraf ülkelerde noterce düzenlenip apostil şerhi de taşıyabilir; sözleşmeye taraf olmayan ülkelerde konsolosluk tasdiki zinciri aranır. Dava açma ve taşınmazın devri gibi işlemler bakımından vekâletnamede özel yetki bulunması zorunludur; mirasın reddi, taksim sözleşmesi imzalama ve tapuda intikal gibi işlemlerin de açıkça yazılması gerekir. Eksik düzenlenmiş bir vekâletname işlemin reddine yol açabilir.
Yabancı uyruklu bir kişi Türkiye'deki taşınmaza mirasçı olabilir mi?
Evet. Yabancı ülke vatandaşları Türkiye'deki taşınmazlar bakımından mirasçı olabilir ve mülkiyet ölüm anında kendiliğinden geçer. Bununla birlikte mirasçının o taşınmazı kendi mülkiyetinde tutmaya devam edip edemeyeceği, yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin kanuni sınırlamalara göre ayrıca değerlendirilir. Bu sınırlamalar dışında miras yoluyla edinilen taşınmazlar ve sınırlı ayni haklar, Maliye Bakanlığınca verilecek bir yılı geçmeyen süre içinde maliki tarafından tasfiye edilmezse tasfiye edilerek bedele çevrilir ve bedeli hak sahibine ödenir. Doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izniyle vatandaşlıktan çıkanlar ve üçüncü dereceye kadar altsoyları (Mavi Kart sahipleri) ise bu sınırlamalara tabi değildir.
Muris muvazaası davası ne kadar süre içinde açılmalıdır?
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; muvazaalı işlem zamanın geçmesiyle geçerli hâle gelmez. Buna karşılık aynı dilekçede terditli olarak ileri sürülen tenkis talebi için bir ve on yıllık hak düşürücü süreler işlemeye devam eder. Ayrıca davanın dayanağı büyük ölçüde tanık anlatımlarına, sözleşme tarihindeki değer ilişkisine ve o döneme ait belgelere dayandığından, aradan geçen süre ispat bakımından güçlük doğurabilir.
Miras bırakan sağlığında çocuklarından birine mal devretmişse bu paylaşımda dikkate alınır mı?
Bu soru saklı pay ve tenkisten ayrı bir kurumla, denkleştirme ile ilgilidir. Yasal mirasçılar, miras bırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdür. Çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek, bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak gibi karşılık alınmaksızın altsoya yapılan kazandırmalar, miras bırakan tarafından aksi açıkça belirtilmiş olmadıkça denkleştirmeye tabidir. Geri vermekle yükümlü olan mirasçı dilerse aldığını aynen geri verir, dilerse değerini miras payına mahsup ettirir. Buna karşılık olağan hediyeler ile evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderler denkleştirmeye tabi değildir; çocukların eğitim ve öğrenimi için yapılan giderlerde ise geri verme yükümlülüğü, miras bırakanın aksini arzu ettiği ispat edilmedikçe yalnızca alışılmış ölçüleri aşan kısım için doğar.
İlgili çalışma alanları
Bu sayfadaki açıklamalar genel bilgilendirme amaçlı olup hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olayın koşulları farklı olduğundan, hukuki değerlendirme dosyaya özgü yapılmalıdır.
Sayfada yer alan bilgiler, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği çerçevesinde, uzmanlık anlamına gelmemek üzere büronun faaliyet gösterdiği alanlar hakkında bilgi verilmesi amacıyla yayımlanmıştır; iş elde etme amacı taşımaz.
Bu sayfanın görüntülenmesi veya sayfada yer alan bağlantılar ile iletişim bilgileri üzerinden iletişim kurulması, avukat ile başvuran arasında vekâlet ilişkisi kurulduğu anlamına gelmez ve işin kabul edildiği anlamına gelmez.
Sayfadaki bilgiler ve süreler 6 Eylül 2026 itibarıyla yürürlükteki mevzuata göre hazırlanmıştır. Mevzuat değişebileceğinden, süre hesabı her hâlde güncel kanun metnine göre yapılmalıdır.
Miras hukuku uyuşmazlıklarında izlenecek hukuki yol; miras bırakanın malvarlığına, mirasçıların durumuna, vasiyetname veya diğer ölüme bağlı tasarrufların bulunup bulunmadığına ve uyuşmazlığın niteliğine göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle miras paylarının, terekenin ve mevcut hukuki işlemlerin baştan itibaren bütüncül şekilde değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Merve Kartal
Avukat
